Son birkaç
yıldır iç ve dış siyasette daha önceki yıllarda alışkın olmadığımız
kadar hızlı gelişmeler yaşıyoruz. Geçmiş yılları iyi bilmeyenler
için bu sorunlar ilk kez karşılaştığımız türden sorunlar olarak
görülebilir, ancak genç cumhuriyetimiz kısa yaşamında değişik,
aynı oranda da karmaşık olaylar yaşadı. Geçmişe ait olaylar
dikkatle incelendiğinde bu güne ait örnekler, çözümler bulmak
mümkün. Doküman niteliğinde yayınları elimden geldiğince dikkatli
inceleyerek, kesinlikle belgelere dayandırarak bugün yaşanan
olayların benzerlerini ve o günlerdeki sonuçlarını saptamaya
çalıştım. Elbette ki o günlerin koşulları ile bugünün koşullarını
bire bir aynı varsayarak karşılaştırma yapmamız uygun olmayabilir.
Gene de o günlerde yaşanan olaylardan en azından ders almamız
gerektiğini düşünerek benzer olayları örneklemeye çalıştım.
ULUSAL
ONUR ve ULUSLAR ARASI SAYGINLIK
OLAY
-1a
II. Dünya savaşı öncesi yıllarında İtalya'nın gücünü en çok
hissettirdiği yıllar:
"İnönü İtalya'ya resmi bir seyahat yapacağı vakit, Atatürk:
- Sen Türkiye'nin başvekilisin. Mussolini de resmen İtalya'nın
başvekilidir. Arada hiçbir fark tanımayacaksınız, demişti.
Yolda idik. İlk verilen programda Mussolini istasyona gelmiyordu.
İnönü Roma'da yerleşince karşılıklı ziyaretler yapılacaktı.
Türk heyeti eğer program değişmezse yarı yoldan memlekete
dönüleceğini İtalyan protokolcülere haber verdi. Trende bir
telaştır gitti. Roma'ya vardığımız zaman İtalyan Başvekili
Mussolini, sırtında jaket atayı ve başında silindir şapkası
ile Türkiye Başvekilini bekliyordu." (Falih Rıfkı ATAY
ÇANKAYA Sy:550)
OLAY
-1b
Yıl 2002 - 2007 Türkiye AB kapısında :
2002 : AB' ye aday 11 ülke var, 10 ülke için AB'ye giriş tarihi
belli. Türkiye için ise değil giriş tarihi, görüşmelerin başlaması
için bile tarih alınıp alınamayacağı belli değil. Görüşme
tarihinin kısa zamanda alınabilmesi için Türkiye'de başbakan
olmayan, hatta milletvekili bile olmayan bir kişi tarafından,
kapı kapı dolaşarak, tamamen kişisel ilişkiler ölçeğinde kabul
görerek AB kapısından içeriye girme çabaları harcanıyor.
12 Aralıkta açıklanacak karar hemen hemen belli olduğunda
umutsuz çabalar devam etti. Tek onurlu davranış, daha önce
gideceğini açıkladığı halde, karar değiştirip böylesi bir
fotoğrafın içinde olmayacağını açıklayan Türkiye Cumhurbaşkanının
davranışıydı. (Aralık 2002 Basından)
2007 : "Türklerin AB'de yeri yok". İsterseniz tırnak
içindeki kelimeleri internette bir arama programına yazın
ve sonucu görün.
ULUSAL
ONUR ve ULUSA, MECLİSE SAYGI
OLAY
-2a
Yıl 1943. Kahire konferansı :
"Numan bey, bu tarzda ifade etmek lüzumsuz olur, Türkiye'nin
savaşa girmesi konusu görüşülebilir, ancak bu, bütün ilgili
konuların göz önüne alınması ve gereken sahalarda gerekli
garantilerin verilmesi ile mümkün olabilir. Türkiye'nin tali
bir konu yüzünden savaşa girmesi beklenemez diyor. ....
Kahire görüşmeleri, Menemencioğlu'nun hava üslerinin kullanılması
talebini peşinen reddetmesi, Türkiye'nin harbe girmesi talebini
ise, Ankara'da karara bağlanabileceğini bildirmesi ile sonuçlanmıştır."
(Savaşan Dünya ve Türkiye Cilt:3 Sy: 416-417 Kâmuran GÜRÜN)
OLAY
-2b
Yıl 1950. Türkiye Kore'de yaşanan gelişmeleri yakından izlemekteydi.
BM'in Kore'ye asker gönderme kararı alması üzerine, Başbakan
Adnan Menderes'in Yalova'daki yazlığında Cumhurbaşkanı Celal
Bayar başkanlığında, TBMM başkanı Refik Koraltan ve Genel
Kurmay Başkanı Nuri Yalmut'unda katılımıyla yapılan bir bakanlar
kurulu toplantısından sonra, TBMM'ye ve muhalefete danışılmadan
25.Temmuz 1950'de Türkiye'nin Kore'ye 4500 asker göndereceği
açıklandı.
Bu asker gönderme kararının üzerinden bir hafta geçmeden 1
Ağustos 1950'de Türkiye Nato üyeliği için ikinci başvurusunu
yaptı, reddedildi. Bu arada İngiltere Türkiye'nin bir İngiliz
komutanın emrinde Mısır'ın da dahil olacağı, yeni kurulacak
Orta Doğu Komutanlığı içerisinde yer almasını önerdi. Mısır'ın
bu oluşuma sıcak bakmaması ve Türkiye'nin sıcak bakmaması
nedeniyle bu komutanlık bir hayalden öteye geçemedi. Ancak
18 Şubat 1952 de Yunanistan ile birlikte resmen üye olduk.
(Türk Dış Politikası Cilt: 1 Sy: 545-550 Editör Baskın ORAN)
Uğrunda
yasaları çiğnediğimiz, gençlerimizi kaybetmeyi göze aldığımız
NATO gerisindeki ABD Başkanı Johnson, 5 Haziran 1964'te Başbakan
İsmet İnönü'ye tehdit dolu bir mektup göndererek 7 Haziran
1964'te Garanti anlaşmaları gereğini yapmak üzere Kıbrıs'a
yapacağımız müdahaleye engel oldu.
(20. Yüzyıl Siyasi Tarihi Cilt: 1 Sy: 788 Prof. Dr. Fahir
ARMAOĞLU)
OLAY
- 2c
Yıl 1990. Körfez savaşı.
ABD bu kriz sırasında Ankara'dan üç konuda yardım istedi.
İlki Türkiye'deki üslerin Irak'a yönelik hava harekatları
sırasında kullandırılması; ikincisi Saddam'ın Kuveyt cephesindeki
asker sayısını azaltması için Türkiye'nin Irak sınırına asker
kaydırması; üçüncüsü Suudi Arabistan'da toplanan müttefik
kuvvetlerine Türkiye'nin birlik göndermesi. Türkiye bunlardan
ilk ikisine olumlu cevap verirken, üçüncüsüne Özal'ın ısrarına
rağmen TSK'nın karşı çıkması sonucu uymamıştır.
Bu savaş sırasında karar verme mekanizmasında ciddi bir sorun
yaşandı. Türkiye'nin yanı başında güvenlik ve dış politikayı
doğrudan ilgilendiren gelişmeler olurken, Dışişleri bakanı
Ali Bozer, Milli Savunma Bakanı Safa Giray ve Genel Kurmay
Başkanı Necip Torumtay gibi en kritik konumdaki yetkililer
Özal'ın tutumuna tepki göstererek istifa ettiler. (Türk Dış
Politikası Cilt: 2 Editör Baskın ORAN)
OLAY - 2d
Yıl 2002 : Yeni bir körfez savaşı öncesinde, bu kez BM kararı
dahi olmaksızın, İngiltere dışında bütün dünyanın karşı olduğu,
ABD'nin Irak'a saldırı hazırlıkları sırasında, Türkiye'den
birçok havaalanı ve limanın ABD tarafından bildirimsiz, yani
ne taşıdığı yada ne amaçla olduğunu sormadan kullanılması
ve Türkiye topraklarında yabancı asker bulundurulması konusunda
talepler geldi. Meclis görüştü ve oyladı. Biliyorsunuz bir
kişilik farkla beklenen izin verilmedi.
ULUSAL
ONUR ve TİCARİ TESLİMİYET
OLAY
-3a
Krom ihracatı: Türkiye savaş koşullarında her iki tarafla
da ilişkilerini koparmıyor. Büyük boyutta krom rezervine sahip
olan Türkiye tüm ülkelerin taleplerini karşılamaya devam ediyor.
Bir tarafın baskısına doğrudan boyun eğmeden inisiyatifi elinde
tutuyor.
II.
DÜNYA SAVAŞINDA TÜRKİYE'NİN TİCARET İLİŞKİLERİ
Kaynak: Türk dış politikası Cilt: 1 Sayfa: 466 Editör Baskın
ORAN
Dünya
ekonomisini altüst eden bir savaşta Türkiye olarak savaşan
taraflarla ticari ilişkilerini sürdürmekle kalmamış, üstelik
büyük çoğunlukla ihracatını ithalattan fazla tutmayı başarmışız.
OLAY
- 3b
Yıl 1990. Körfez savaşı sırasında ABD Başkanı Bush'un Özal'ı
telefonla aramasının ardından BM'nin 6 Ağustostaki ambargo
kararına uyan hükümet Irak'tan gelen Kerkük - Yumurtalık boru
hattını 8 Ağustosta kapattı ve Irak'la ticareti durdurdu.
ABD'nin yanına müttefik aradığı ve Suudi Arabistan'ın kendi
topraklarından geçen boru hattını ilk kapatan ülke olmaktan
çekindiği bir sırada bu karar Washington için önem taşıyordu.
(Türk Dış Politikası Cilt: 2 Editör Baskın ORAN)
Ülkemizi doğrudan tehdit etmeyen bir savaşta ticari bağımsızlığımızı
koruyamadık, net bir geliri gönüllü olarak terk ettik ve acısı
içinde bulunduğumuz yıllara kadar uzanan ekonomik kayıplarla
karşı karşıya kaldık. Aynı savaşta oluşan denetimsiz Kuzey
Irak'tan gelen kaçaklarla beslenen PKK terörü ile mücadelede
30.000 insanımızı kaybettik. Üstelik el altından destek ve
teşviklerle hemen güneyimizde ulusal politikalarımıza aykırı
oluşumlarla karşı karşıya kaldık.
ULUSAL
ONUR ve GÜÇLÜ EKONOMİ
Bütün
bu olayları yorumlarken ekonomik göstergeleri göz ardı etmek
mümkün değil. Aşağıdaki tabloda Cumhuriyetimizin kuruluşundan
bu yana belirleyici istatistikleri inceleyebiliriz.
Kaynak
2001 yılına kadar : Türk Dış Politikası Cilt: 1-2 Editör Baskın
ORAN
2002 ve sonrası çeşitli kuruluşların internet sayfaları
Ulusal
kurtuluş savaşından zaferle çıkan Türkiye Lozan anlaşması
sonrasında 13 Haziran 1928'de yapılan bir anlaşmayla 1912
öncesindeki Osmanlı borçlarının % 62'sini, daha sonra alınana
borçlarınsa % 73'ünü ödemeyi kabul etti. Ekonomik bunalım
yıllarında yaşanan aksamalar dışında Düyun-u Umumiye borçları
son taksitin yatırıldığı 25 Mayıs 1954 tarihinde tamamen temizlendi.
Bu arada
yeni dış borçlar planlı olarak ve en önemlisi sadece gerektikçe
alındı. İmtiyazların millileştirilmesi, sanayi planlarının
ve savaşa hazırlığın finansmanı gibi gerçekçi amaçlar için
alınan tüm dış borçlar sıkışılmadan 1950'ye kadar geri ödendi.
(Türk Dış Politikası Cilt: 1 Sy: 256-279 Editör Baskın ORAN)
Oysa
özellikle 1980'den sonra alınan dış borçlar ya geri dönmeyecek
plansız ve gösterişe yönelik yatırımlara harcandı, ya da bugün
"hortumlama" dediğimiz biçimlerde talan edildi.
Geri ödenemeyen dış borçların faizleri bu günlerde vergi gelirlerinin
tamamına yaklaştı. Yatırımları neredeyse tamamen durdurma
noktasına geldik. Üretimin durması sonunda girdiğimiz kısır
döngüden kurtulma amacıyla sadece faizlerin ödenmesi için
yeniden krediler aldık. Bu kredilerin ulusal ezikliğinden
sonra geleneksel dış politikamızı sürdürmekte zorlanmaya ve
liman, askeri üs, bizim olmayan savaşlara ortak olmamız gibi
bir çok ödünleri vermeye başladık.
Ekonomik
gücümüzle ulusal onurumuzun ne kadar ilgili olduğunu fark
etmemek olanaksız. Ekonomimiz gücünü kaybettikçe onurumuzu
korumaktaki başarımız geriye gitmiş, ya da onurumuzu korumakta
zorlandıkça karşılığını ekonomik olarak ödemeye başlamışız.
Bu kısır döngüyü kırmanın tek yolu ulusal onurumuza sahip
çıkmakla başlayacaktır. Ekonomik sorunlarımız, sıkıntılarımız
var diye ulusal onurumuzdan, devletimizin saygınlığından vazgeçmemiz
söz konusu olamaz, asla olmamalıdır. Ekonomik sıkıntıları
bir türlü atlatmak yada katlanabilmek, azalan hatta kaybolan
onurumuzu ve saygınlığımızı geri almaktan çok daha kolaydır.
YILLARA
GÖRE DIŞ BORÇLAR -MİLYAR DOLAR-

..........................
Mustafa Kemal ......... Milli
Şef ....... Çok partili döneme
giriş, karşı devrimin hissedilmesi, ekonomik
........................... dönemi
................. dönemi
......... bakımdan dışa bağımlılığın tırmanması ve
teslimiyet süreci.
Yukarıdaki grafikten görülen gerçek şudur. Ekonomik dışa bağılılığımız
arttıkça, başlangıçta en üst düzeyde olan uluslar arası saygınlığımız
ve özgüvenimiz gittikçe azalarak, şu günlerde Cumhuriyet tarihimizin
en alt noktasına geldi.
Ulusal
onurumuza yeniden kavuşacağımız günlerin yakın olması dileğiyle
....
Yararlanılan Yayınlar :
Türk Dış Politikası Cilt: 1-2 Editör Baskın ORAN
20. Yüzyıl Siyasi Tarihi Cilt: 1 Prof. Dr. Fahir ARMAOĞLU
ÇANKAYA Falih Rıfkı ATAY
Savaşan Dünya ve Türkiye Cilt:3 Kâmuran GÜRÜN