| |
|
|
|
KAVAK AKŞAMI
Karşı
sahil şıkır şıkır ışıklar
Birbiriyle sarmaş dolaş aşıklar
Masamızda meze, rakı, balıklar
Bu Kavak akşamı dağıtır beni
Aşina bir koku, denizin tuzu
Çok eski günlere götürür bizi
Hüzzamdan çalıyor gönlümün sazı
Bu Boğaz akşamı ağlatır beni
Poyraz
eser balıkçılar alesta
Denizdeki ağlar üşür dalyanda
Dilden dile şarkı olur bir sevda
Bakarken denize söyletir beni
Beyaz
bir tekne, sanki deniz kızı
Gelir geçer açıktan bazı bazı
Solarken artık ömrümün yıldızı
İki gözüm çeşme, çağlatır beni
24-29.03.2007 |
|
EMANET UĞRUNA
Yollar
çetin, uzak da olsa menzil
Her köşe başını tutsa da rezil
Yapmadan kumaştan en ufak tenzil
Kahpenin defterin dürer gidersin
Emanete
sahip çıkılacaksa
Uğrunda bir bedel ödenecekse
Sonunda firavun gömülecekse
Altını deryaya sürer gidersin
Kim
olursa olsun bunun sebebi
İstersen çoban ol, istersen çelebi
Baldıranı içen Sokrates gibi
Ağıya parmağı çalar gidersin
Şairim
üzülüp, bağlama kara
Cennette bulunur yol sora sora
Bir halı misali basıp ta kora
Başın dik, yüzün ak çeker gidersin
20.04.2008/BEYKOZ |
|
|
MEYNAME
Ab-ı
hayattan çekince bir fırt,
İster has adam ol, istersen hırt.
Gönüller gülizar, kafalar mest.
İster mümin ol, ister putperest.
Gam, keder, neşe hep bahanedir.
Sofrayı kurmak arifanedir.
Muhabbet tadından yenmez bir şeydir.
Sen sözü söyleyense hep meydir.
Şair sen sen ol, kararını bil
Meyin affı yok, olursun rezil.
24.02.2008 / Beykoz |
|
|
SONBAHAR
Sarı,
turuncu, kahverengi, kızıl,
sıcak renkli bir resim.
Ne hazan, ne hüzün,
benim en sevdiğim mevsim.
yürüyorum,
yer Beykoz korusu.
Sarı yapraklar dallarda gün sayıyor
Havada nemli sonbahar kokusu.
Zaman bozuk musluk misali,
damla damla akıyor.
Çöpçüler yığmış yaprakları
bir mevsimi yakıyor.
Şair otuzbeş yaş yolun yarısı demiş,
bu elli beşinci sonbahar,
kalanın yarısını da çokta geçtik
A dostlar,
acep cepte daha
kaç sonbahar var?
12.10.2006 / Beykoz |
|
|
|
ŞU ROMA'NIN HALLERİ
İftira
mı Neron'um
Sen Roma'yı yaktın mı?
Doğru söyle Brutüs
Jül Sezar'a taktın mı?
............Caligula diktatör;
............Destan oldu Roma'ya
............Atı yaptı senatör
............Roma girdi komaya
İlletlisi delisi,
Hepside Sezar oldu.
Tarihin ol bahçesi.
Roma'ya mezar oldu.
20.04.2004 / Akbaba (Kulübe) |
|
|
PARKTA
Anasının
kucağında uyuyan bebe
....biz uyanıklar fark etmeden baloncuyu
........-istiareye
mi yattı ne?-
fark edip de anında
....açtı gözlerini -ki hala mahmur-
........açmasıyla
yumarak
............bastı
yaygarayı.
Feryat gökgürültüsü, gözyaşları yağmur.
Uyanık baloncu, kaçırır mı avını,
....hemen yatıp sotaya, başlıyor
beklemeye.
İşbirlikçi veledin, bıktırıp anasını
....balonun parasını
........avcuna
saymasını.
Aynende öyle oluyor.
....Ve sen de diyorsun ki
anneye karşı bebekle baloncunun
....organize işlerini gören,
........onları
ortak sanır.
Olanı biteni anlatsam
....acaba kim inanır.
İnansa inansa...
....Kadir inanır.
16.05.2008 / Beykoz (Parkı) |
|
|
|
NEDENSİZ
Bugün
sabah erken kaktım,
............................. nedensiz.
Fırladım sokaklara,
..................... nedensiz.
Dışarıda yağmur, soğuk ve ben
...................... olduk
mu kanka?
.......................................
nedensiz.
İndim deniz kenarına
.......... bir martı
................. sabah sabah çığlı
çığlığa
............................ densiz
mi densiz!
Besbellki de nedensiz.
Ve yıldız, poyraz
........... ve mutedil dalgalı deniz
................... ve bendeniz.
Ayaküstü başbaşa,
............... nedensiz.
Bu sabah kaldırımlar ıslaktı
.......... deniz ıslaktı
................ ben ıslaktım.
Bu sabah erken kalktım.
Bu gün sabah bir başkaydı;
Dün gibi değil,
.......... yarın gibi değil,
................. bir ömür gibi değil,
Değişik
...... öylesine
........... nedensiz.
İyisi mi...?
......... nedenini ne ben merak edeyim
............. ne de siz.
09.01.2008
/ Beykoz |
|
| RÛZ-İ
PİLAV
Dediler
pilav var, hemen atla gel.
Yerimden fırladım sanki ok gibi.
Arkamdan yetişmez ne kurşun, ne yel.
Kazanlarla pilav epey çok gibi.
...... Diyorlar ki memlekette aç
mı var?
...... Bunu diyen etsin tövbe istiğfar.
...... Tepsi tepsi tükeniyor pilavlar,
...... Lakin doyamadım hâlâ tok gibi.
Yavaş ye ağrımasın mide, karın.
Doluyu getirip, boşu kaldırın.
Sekiz on pakette yanıma sarın.
Manzarayı gören herkes şok gibi.
...... Şeref çağırdığına çoktan pişman.
...... Kuru, pilav taşımaktan perişan.
...... Halimize güler hem dost, hemde
düşman.
...... Kazan kazan pilav artık yok
gibi.
Pilavi der, bu ne güzel yemektir.
Paylaşılan yemek değil emektir.
En güzeli insanları sevmektir.
İşte buda hepimize hak gibi.
Aşık Pilavi 02.01.2007
|
|
|
İYİ Kİ
İyi
ki varsın,
....Akçakıllı derede yüzen sırtı
ala balık,
....İnsanoğlunun gonca gülü, ayparçası
çocuk.
İyi ki varsın,
....Taş duvara can veren sarmaşık,
....Sazının bir teliyle bin derde
derman olan aşık.
İyi ki varsın,
....Havada göçmen kuş ormanda kurnaz
tilki, ................................dalda
parlayan sığırcık,
....Kurşun geçmez kör karanlığı yırtan
ışık.
İyi ki varsın,
....Başkalarının acıları için atılan
sessiz çığlık,
....Dökülen gözyaşı, alınteri, nasırlı
el, kalpak, çarık.
İyi ki varsın,
....Gül, karanfil, çulha, gelincik
....Kestane, defne, koca meşe, kızılcık
İyi ki varsın,
....Sevda, onur, merhamet, kahramanlık,
....Kutupta ki fok yavrusuna gösterilen
duyarlılık.
İyi ki varsın...
........İyi
ki varsınız,
Yoksa nasıl katlanırdık
....her sabah bizi
........lâbirentte
peynir kapma yarışına koşan
............bu
kitapsız dünyaya
İyi ki varsınız.
....Hepinize selam olsun,
........Sayenizde
dayandık
............Sayenizde
yaşadık.
20.07.2007 Saat:20.07 / Beykoz
|
|
|
|
|
DOĞDUĞUM EV
Önünden geçerken doğduğum ev, yüzüne bakamıyorum,
Sitemli acı gülümsemeni görmekten korkuyorum,
Sessiz çığlığını duyuyorum...
............................utanıyorum.
Çatısı çökmüş,
....cam çerçeve kırık,
........tül
perde yırtık.
Bir tek bodrum katı,
....sürdürüyor gibi eski hayatı.
Kulağıma yavaşça;
...."bir zamanlar mekandım,
zaman benim içinde,
........artık
tarih oluyorum, evvel zaman içinde.
Sen, siz, hepiniz
....terk ettiniz!
Terk ettiniz acıyan bakışlara
...."bir daha baharı gelemeyecek
karakışlara"
........diye
fısıldıyor.
Bakmasam da görüyorum bir şeyler duyuyorum.
Zaman zaman eski kavgalar çınlıyor,
....bayram sevinçlerinin
........coşkulu
uğultusu duyuluyor zaman zaman.
Belki bir köşesinde saklı durur
....Ağababamın okuduğu bir ezan
Hala üzerimde taşırım sanki
....beni ayağında sallayan annemin
sıcak nefesini
Bu dünyaya dairlik sesleri duyduğum gibi.
....başka dünyalarında duyuyorum
sesini.
Karanlık gecelerde
....eski sakinleri dolaşır belki
içinde,
........gıcırdatmadan
kırık tahta döşemelerini,
Bilinmez bir ışık yalar
....rüzgarda uçuşan yırtık tüllerini.
Doğduğum ev;
Ayağı kırılan bir atın
Sonunda vurulacağını bile bile
İnatla sürdürmesi gibi yarışı
Sonunda yıkılacağını bile bile
İnatla ayakta duruyor
................zamana
karşı.
Ey doğduğum ev;
........ne
olur küsme!
Giderayak beni daha fazla üzme.
Zaten çoktan farketmişsindir,
........önünde
gerçekten yüzüne bakamıyorum...
Utanıyorum!
Yakama yapışıp;
"nerede o eski günlerim"
........diye
hesap sormandan korkuyorum.
O eski güzel günler mi Mehmet Bey,
....eski güzel günler öyle mi?
Peki iki gözüm,
........iki
çeşmem
Her şeyde böyle mi bitmeliydi,
............................ille
de böyle mi?
24.04.2005 / Beykoz |
|
|
KENE
Piknikte gezerkene
Geleni süzerkene
Bir mangallık keyfim var
Onu da bozar kene |
|
DARAĞCINDAKİ
FİDANLARA
Kalemler kırılıyor
kalkıyor parmaklar
bir yığın ihtiyarlar
gençleri ölüme yolluyorlar.
Sonra....
kuruluyor sehpalar....
...ipin ucunda bir genç
'suçu bizi sevmek olan'
hepsinden yüksekte
bir bayrak gibi dalgalanarak,
dünyaya,insanlığa
tepeden bakarak,
gözleriyle
bir isyan türküsü söylüyor.
Ve o gözlerde
dünya ölüyor.
4.9.2009
Halit Çelenk'in 'İdam Gecesi Anıları' kitabıyla ilgili Cumhuriyrt
Kitap ekindeki (sayı 1020)
yazıdan esinlenerek yazılmıştır.
|
|
|
| |
|
| |