35 milyon m2 vatan toprağı işgal altında (1965 yılında)
Ya 2008 yılında . . .

1965 YILINDA TİP BAŞKANI MEHMET ALİ AYBAR'IN
HÜKÜMET PROGRAMI HAKKINDA KONUŞMASI

Sayın milletvekilleri;
Atatürkçülüğün, Atatürk dış politikasının en kısa fakat en doğru tanımı, tarifi, Türkiye'de her hangi bir yabancı nüfuzuna, yabancı sultasına meydan vermeyecek bir politika izlemektir. Kurtuluş Savaşımızın tarihsel nedenleri ve bütün Ata-türk devrimlerinin temel hedefleri hep budur. Yani Türkiye'mizi yabancı nüfuzundan ve bu nüfuz ister politik, ister ekonomik, ister kültürel nitelikte olsun, daima masun bulundurmaktır. Olaylara bu açıdan bakılınca, Hükümet programının bu bölümü de sözlerle öz arasında çelişir görmekteyiz. Herkesin bildiği gibi, Türkiye'miz Atatürk'ün Ölümünden sonra gittikçe hızlanarak Batı dünyasının nüfuzu altına girmiş ve uydusu haline gelmiştir. Gerekçesi ne olursa olsun, böyle bir politikanın Atatürkçülüğe karşı bir hareket olduğu Şüphesizdir. Bugün Türkiye'de 35 milyon m2lik vatan toprağı ABD'nin egemenliği altında bulunmaktadır. (AP. den şiddetli gürültüler, "utanmaz herif" sesleri... Sözünü geri alsın sesleri ayağa kalkıp bağrışmalar.)

BAŞKAN - Muhterem arkadaşlarım lütfen yerinize oturun. Lütfen yerinize oturun. ("Sözünü geri alsın sesleri) Lütfen yerinize oturun efendim... Muhterem arkadaşlar, kürsüde konuşan hatibin sözü ancak Başkan tarafından kesilir. (Soldan, gürültüler)... Başkanın da vazife yapabilmesi için ondan evvel vazife yapmaya kalkanların susması lazım gelir. (CHP ve TİP sıralarından, alkışlar).
Sayın hatip Türk Devletinin her hangi bir parçasının işgal altında olduğuna dair söylediğiniz sözü lütfen tavzih ediniz. (Soldan, geri alsın sesleri).

TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ GRUPU ADINA MEHMET ALİ AYBAR (Devamla) Birleşik Amerika ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri arasında imzalanmış ikili anlaşmalar gereğince Türkiye'mizde bugün 35 milyon metrekarelik vatan toprağı Amerikan üssü halinde bulunmaktadır. Bu bir gerçektir.

ABDURRAHMAN GÜLER (Çorum) - NATO üssü olarak verilmiştir. Türkiye'nin Rusya'ya karşı müdafaası için. (Soldan, gürültüler).

BAŞKAN - Müsaade buyurun, tavziha ve daha evvel söylediği sözü düzeltmeye hatip devam ediyor. Evet efendim. Lütfen devam edin sayın hatip. Daha evvel söylediğiniz (işgal altında) sözünü Türk Devletinin de, karşılıklı olarak imza attığı ve 'Türk Devletinin müsaadesi ile yapılmış bir hareket olduğu yolundaki beyanınızı lütfen daha açık olarak ortaya koyunuz.

T.İ.P. GRUPU ADINA MEHMET ALİ AYBAR (Devamla) -Türkiye Cumhuriyeti ile A.B.Devletleri arasında imzalanan ikili antlaşmalar, Amerika Birleşik Devletine Türkiye'de 35 milyon metrekarelik toprağı üs olarak kullanma yetkisi vermiştir. (Adalet Partisi sıralarından, "niçin? sebebini de izah etsene" sesleri...)

BAŞKAN - Evet efendim, mevzu hakkındaki konuşmanıza devam edin. Tavzih edilmiştir, lütfen devam edin sayın hatip.

T.İ.P. GRUPU ADINA MEHMET ALİ AYBAR (Devamla) -İkili anlaşmalarla Amerikan Devletinin üsleri haline getirilmiş bu vatan topraklarına, Amerikalıların izni olmadıkça, Devlet kademelerinde hangi yeri işgal ederse etsin, hiçbir vatandaşımız ayak basamaz. Yurdumuzdaki Amerikan üslerine Türk zabıtası giremez, Türk subayı, Türk komutanı, Türk hakimi giremez, Türk bakanları giremez. (Gürültüler) Bu üslerden havalanacak uçaklar, füzeler bizim haberimiz olmadan, Büyük Meclisin onayı alınmadan, yurdumuzu her an vahim tehlikelerle karşı karşıya bırakabilir. Yurdumuzdaki Amerikan askeri ve sivil personeli diplomatik dokunulmazlıklara benzer imtiyazlarla donatılmıştır Milli bağımsızlığın temel unsurlarından biri olan yargı bağımsızlığımız ve özgürlüğümüz gözlerimizin önünde Çiğnenmektedir Yurdumuzda suç işleyen Amerikalılar, suç işledikleri zamanda ödevli bulundukları bahanesiyle, Türk adliyesinin elinden alınmaktadırlar. Amerikan heyetleri için ithal edilen mallar yurdumuza gümrüksüz girmektedir.

AHMET NİHAT AKAY (Çanakkale) - Reis Bey, lütfen hatibe ihtar ediniz.

BAŞKAN - Sayın hatip bir dakika. Muhterem arkadaşlarım, zaman zaman yerinizden Reise fikir vermek gibi bazı hareketlere girişiyorsunuz. Bu İçtüzük bakımından doğru bir hareket değildir. Reis Şayet, usule aykırı olarak, yapması icabeden bir şeyi yapmıyorsa, veya yapmaması icabeden bir şeyi yapıyorsa usul hakkında söz isteyip bu hususu belirtmek milletvekilinin vazifesidir. Ama yerinden tezahürat yapmak suretiyle müzakereleri karıştırmak doğru bir hareket olmaz.

Muhterem arkadaşlarım, Hükümet dinliyor, bütün Meclis dinliyor, radyo vasıtasıyla Türk milleti dinliyor. Bütün bu söylenenlerin cevabı Hükümet tarafından, yanlışsa yanlıştır, doğruysa «şöyledir, şu antlaşmaya göre yapılmıştır» şeklinde verilecektir. Lütfen bu şekilde müdahalelerle konuşmayı bozmayalım. (Alkışlar) Sayın hatip lütfen devam edin.

T.I.P. MECLİS GRUPU ADINA MEHMET ALİ AYBAR (Devamla) - Yurdumuzda suç işleyen Amerikalılar suç işledikleri zamanda ödevli bulundukları bahanesiyle Türk adliyesinin elinden alınmaktadırlar. Amerikan heyetleri için ithal malları yurdumuza gümrüksüz girmektedir. Amerikalılara Hükümetin çağrısı üzerine içişlerimize karışmak, vatandaşlara karşı Amerikan Silahlı Kuvvetlerini kullanmak hakkı bile tanınmıştır. Bağımsızlığımızın ve toprak bütünlüğümüzün ve Cumhuriyetimizin başlıca dayanağı, koruyucusu, Silahlı Kuvvetlerimizin bu anlaşmalarla hareket serbestisi iyice sınırlanmış bulunmaktadır.

Kıbrıs buhranı sırasında, Amerikalılarla eşit olmayan ittifaklara girmiş olmamızın bizlere nelere mal olabileceğini açıkça gördük. Üstelik bu ikili sözleşmelerin bir kısmı Büyük Meclisin onayından da geçmemiştir.

Sayın milletvekilleri,
Hal böyle iken Hükümet programında bu durumun sona erdirileceğine dair tek bir kelimeye rastlamadık. Tersine Amerika ile olan münasebetlerimizin daha da kuvvetlendirileceği söylenmektedir.

Bu şartlar altında bugünkü bağımlı durumumuzun ortadan ne yoldan kaldırılacağına dair somut teminat verilmedikçe ve hele Amerika ile olan münasebetlerimizin daha da kuvvetlendirilip geliştirileceği ifade edilirken, Hükümetin Atatürk dış Politikasını izleyeceğine dair sözlerini şüphe ile karşılarız. (T.İ.P. sıralarından, alkışlar) Gerçekten Hükümet programında Atatürk dış politikasının hedefleri belirtilirken milli güvenliğimizin her şeyden önce kendi gücümüze dayandırılması gerektiği işaret ediliyor. Ve bunu gerçekleştirme vasıtası olarak Atatürk dış politikasının kolektif güvenliğe yöneldiği söyleniyor. Sayın milletvekilleri, kavramları tarihi çerçeveleri içinde anlamak ve değerlendirmek zorundayız. Atatürk devrinde kolektif güvenlik dostluk ve saldırmazlık hakları şeklinde, savaşın kanun dışı edilmesi şeklinde saldırganlığın hukuk tarih yapılması şeklinde ve saldırgana karşı Milletler Cemiyeti aracılığı ile zecri tedbirler alınması şeklinde tecelli etmiştir. Bütün bu süre zar-fında askeri ittifaklar ve bloklar kurmak suretiyle kolektif gü-venliğin sağlanmasına asla gidilmemiştir. Tersine askeri ittifak ve blokların kolektif güvenliği yok edeceği inancı milletlerarası münasebetlerde hakim, olmuştur. Bu inanç ve tatbikata karşı ilk adımlar mihver devletlerinin bir askeri ittifak imzalamalarıyla başlamıştır ve bunun sonucunda kolektif güvenlik anlayışı ve sistemi tarihe karışmıştır. Yani Atatürk devrindeki kolektif güvenlik anlayışı, askeri ittifakları reddeden bir kavramdır. Tatbikat da bu merkezde olmuştur. Oysa Hükümet Programında askeri ittifaklar, yani NATO ittifakı ve Amerika ile imzalanmış olan ikili anlaşmalar manzumesi bir kolektif güvenlik tedbiri olarak gösterilmekte ve bu ters anlamda kullanılan kolektif güvenliğin Atatürk dış politikasının hedeflerinden birini teşkil eden ve mahiyetini yukarıda açıkladığımız kolektif güvenlik kavramı ile eş anlamda olduğu kanısı uyandırılmaya çalışılmaktadır.

Bunun gibi, Atatürk dış politikasının temel dayanağı bulunan milli güvenliğimizi kendi gücümüzle sağlamak görüsü de Hükümet programında ters şekilde yorumlanmaktadır. Silahlı Kuvvetlerimizin yüksek emir ve komutası Amerika'nın elinde bulunan NATO ve CENTO ittifakları içinde yer alması milli güvenliliğimizin kendi gücümüzle sağlandığı anlamına gelmediği pek açık bir gerçektir.

Sayın milletvekilleri,
Şüphesiz bütün varlıklar gibi genel değişme kanunlarına tabi olan toplumların politikaları da bu değişime uymaktadır. Bundan dolayı Hükümet Atatürk'ün yaşadığı yıllarla bugün içinde bulunduğumuz şartların birbirine benzemediği ve bundan dolayı Atatürk dış politikasının uygulanışında zorunlu değişiklikler yapıldığını ileri sürebilir. Ancak böyle bir savunmanın gerçeği, yani Atatürk dış politikasına sırt çevirdiğimiz gerçeğini de asla değiştirmeyeceği de ortadadır. Çünkü devletler arasındaki münasebetleri düzenleyen ekonomik ve sosyal kanunlar, büyük ve güçlü devletlerle küçük ve güçsüz devletlerin asken ittifaklar yapmaları halinde, küçük devletin son bir tahlille büyük devlet yararına ve çıkarma hizmet ettiğini göstermektedir. Bu gerçek Atatürk devrindeki değerini bugün de muhafaza etmektedir Esasen bundan dolayıdır ki, Atatürk hiçbir devletle askeri ittifak imzalamamış ve milli bağımsızlığımızı toprak bütünlüğümüzü ve Cumhuriyetimizi her şeyden önce kendi milli gücümüze dayanarak korumayı amaç bilmiştir.

Silahlı Kuvvetlerimizin donatımını, yerli fabrikalardan sağlamak fikri, Atatürk'ün gerçekleştirme yoluna soktuğu fikirlerin başında gelir. Beri yandan, henüz yurt içinde yapamadığımız silahlar için de bunların başka başka devletlerden sağlan-ması, böylece milli savunmamızın her hangi bir yabancı devletin nüfuz ve tesiri altına girmesi tehlikesini titizlikle önlemek, Atatürk devrinde milli savunma politikamızın başlıca amacı olmuştur.

Sayın Milletvekilleri;
Hükümet programında Sovyetler Birliği ile münasebetlerimizin «Bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı, hak eşitliği ve ademi müdahale prensipleri dairesinde» devam ettirileceği ve geliştirileceği belirtiliyor. Öteki komşu devletlerle de aynı prensiplere uygun olarak münasebetlerimizin geliştirileceği ifade ediliyor. T.İ.P. bu beyanları memnunlukla karşılar. (Alkışlar) Komşularımızla münasebetlerimizin normalleştirilmesinde her iki taraf için büyük yarar vardır. Ancak bir nokta üzerinde durmak isteriz.

Hükümet komşularımız ve Sovyetler Birliği ile münasebetlerimiz konusunda bağımsızlığımız, toprak bütünlüğümüz ve içişlerimize karışmama ilkeleri üzerinde pek haklı olarak hassaslıkla durduğu halde, acaba neden aynı uyanıklık ve hassaslığı Amerika ile münasebetlerimiz konusunda göstermemiştir. (Soldan gürültüler), (T.İ.P. sıralarından alkışlar.) Çünkü biraz önce belirttiğimiz gibi bu münasebetlerin bağımsızlığımızı, egemenlik haklarımızı zedelediği bir gerçektir.

Sayın Milletvekilleri,
T.İ.P.ne göre bağımsızlığımızı, egemenlik haklarımızı herkese karşı aynı titizlik ve kıskançlıkla korumak zorundayız. Bundan dolayı biz bütün devletlerle olan münasebetlerimizde aynı ölçülerin titizlikle uygulanmasını isteriz. Birleşik Amerika Devletleri ve Sovyetler Birliği ile münasebetlerimizin milli bağımsızlığımızı koruma bakımından aynı uyanıklık ve aynı titizlikle ayarlanmasını ve bu iki büyük Devletle münasebetlerimizin aynı mesafede bulunmasını isteriz. Bizim için bağımsızlığımız pahasına bir tercih yapmak söz konusu olamaz. Biz T.İ.P. liler olarak daima Türkiye'yi tercih ederiz. (Alkışlar) Ne Batının ne de Doğunun uydusu olmaya tahammülümüz yoktur. (Alkışlar) Türkiye'de yalnız Türk Bayrağı dalgalanır; yalnız Türk halkının egemenliği yürür. Türkiye Türkiyelilerindir.

Sayın Milletvekilleri,
Milletlerarası münasebetlerde savunduğumuz bu kıskançça istiklalci görüş, Şüphesiz bizi yalnızlığa mahkum etmek anlamını taşımaz. T.İ.P. Amerika dahil bütün dünya devletleri ile eşitlik, karşılıklı menfaat ve saygı esasları dairesinde tanı bağımsız münasebetler kurulup geliştirilmesini istemektedir. (Alkışlar).
Özellikle bizim gibi Milli Kurtuluş Savaşı vererek bağımsızlıklarına kavuşmuş ve emperyalist ve kapitalist dünyaya karşı koymakta devam eden «üçüncü dünya» devletleri ile yakın mü-nasebetler kurulmasında her bakımdan büyük yarar görmekteyiz.

Sayın Milletvekilleri,
Hükümet programında Kıbrıs buhranının ne yolda çözüm-leneceğine dair her hangi bir somut beyana rastlanmamakta-dır. Gerçi Hükümet müttefiklerimizle görüşerek bu meseleyi çözümlemek umudunda olduğunu ifade etmektedir. Fakat görüşmelerin beklenen sonuçları verebilmesi, ancak Kıbrıs buhranını doğuran nedenlerin teşhis edilmesi ve bu nedenlerin doğrultusundan çıkılarak görüşmeler için yeni bir ortamın hazırlanmasına bağlıdır.

Kıbrıs davasının Türkiye'nin ve Kıbrıs'taki Türk topluluğu aleyhinde gelişmesi İngiliz ve Amerikan emperyalistlerinin Yu-nanlı ortaklarını desteklemelerinin bir sonucudur. Oysa, bizim Hükümetlerimiz Kıbrıs davasını yine de Amerika'lıların ve İngiliz'lerin yardımı ile çözmek istemişler ve bu istekleri Kıbrıs davasını büsbütün bir çıkmaza sokmuştur. Yeni Hükümetin de aynı yolu izleyeceği anlaşılmaktadır.

T.İ.P. nin bu meseledeki görüşünü arz etmek istiyorum: Kıbrıs meselesini her şeyden önce emperyalistlerin elinden çekip almak, bunun için de emperyalizme karşı olan devletlerin bu davada bizi desteklemesini sağlamak şarttır. Bu maksatla T.İ.P., milli menfaatlerimize ve Kıbrıs'taki Türklerin menfaatlerine en uygun çözüm sekli olmak üzere Kıbrıs'ın yabancı üslerdeki temizlenmesini, silahsızlandırılmasını ve milletlerarası garanti altında her iki topluluğun haklarına eşit saygı gösteren bağımsız, federatif bir Devlet olmasını teklif etmektedir. Ve T.İ.P., yalnız ilgili tarafların, yani Türkiye'nin, Yunanistan'ın ve Kıbrıs'taki Türk ve Rum topluluklarının temsilcileriyle Birleşmiş Milletlerdeki bir temsilcinin bir yuvarlak masa toplantısı yapmasını uzun zamandan beri teklif etmekte ve Hükümetlerden talep etmektedir.

Sayın milletvekilleri;
Dış politikamızı kökten bir revizyona tabi tutmadıkça Hükümet programında askeri blokların bugünün gerçeklerine uymadığı yolundaki iddiaları da, üçüncü dünya devletleri ile sıkı münasebetler kurulacağı yolundaki beyanları da, Türkiye'de bu konularda son derece hassas olan ve gücünü her zaman hissettirmekte bulunan uyanık sosyal kuvvetlere hükümetçe sözle yapılmış bir taviz saymaktayız.

Türkiye geri kalmış bir toplumdur. Gerilikten kurtulmak, hürriyetine sahip çıkmak için milletimiz bir Kurtuluş Savaşı vermek zorunda kalmıştır. Hükümetin bu tarihi gerçeği asla gözden kaçırmamasını isteriz. Kurtuluş Savaşının amaçları ile çelişen yöntemler peşinde olmaktan titizlikle kaçınmasını isteriz. Koca Osmanlı Devleti Batı kapitalizminin yörüngesine girdikten sonra çöküp gitmiştir. Kurtuluş Savaşı Batı kapitalizminin ve emperyalizminin bize dayattığı yarı sömürge re-jimine son vermek için yapılmıştır. Fakat, Atatürk'ün ölümünden sonra Türkiye'miz yavaş yavaş Batı kapitalizminin ve emperyalizminin yeniden nüfuzu altına girmiştir. Kalkınma ve ilerleme davamızın çözümü kapitalizmin nüfuzundan kurtulmamıza her türlü ve nereden gelirse gelsin bütün yabancı etkilerden kurtulmamıza bağlıdır. Oysa Hükümet sözlerimize başlarken de belirttiğimiz gibi bu gerçekten habersiz görünmekte ve Türkiye'nin kapitalizm yolu ile kalkınabileceği görüşünü savunmaktadır.

Sayın milletvekilleri,
Milletçe kurtuluş yolumuz en kısa zamanda Atatürk dış politikasına samimiyetle dönmemize bağlıdır. Türkiye'mizde hiç bir yabancı nüfuzuna, ne Batının, ne Doğunun, ne de yabancı her hangi bir devletin, milli bağımsızlığımızı zedeleyen egemenlik haklarımızı Çiğneyen imtiyazlara sahip olmasına asla meydan verilmemelidir. Milli Kurtuluş Savaşını, tarihin yazdığı İlk Kurtuluş Savaşını, Ölümsüz Önder Atatürk'le el ele zafere ulaştırmış olan halkımız, içinde bulunduğumuz ikinci kurtuluş hareketini de mutlaka başarıya ulaştırmak azim ve kararındadır. (T.İ.P. sıralarından alkışlar).

Türkiye İşçi Partisi olarak, imzalamış olduğumuz bütün anlaşmaların derhal gözden geçirilmesini ve bunlar arasında. milli bağımsızlığımızla, egemenlik haklarımızla bağdaşmayanların, devletler hukuku kurallarına uyularak hemen feshedilmesini kutsal bir milli vazife saymaktayız. (Alkışlar) Atatürk'e bağlılık yeminleri, Atatürk dış politikasından ilham alınacağı vaatleri ancak Hükümetin bu yolda adımlar atmasıyla ciddiye alınabilir.

Sayın milletvekilleri,
Vaatlerle dolu fakat bu vaatlerin gerçekleştirilmesi yolunda gerçek hiçbir tedbir getirmeyen ve Türkiye'mizi gittikçe daha çok çıkmaza sokacak, içinde bulunduğumuz buhranı daha derinleştirecek olan Hükümet Programının karşısındayız. Bununla beraber Hükümetin yoksul halk yararına ve bağımsızlığımızdan yana her gerçek teklifini destekleyeceğimizi beyan ederiz. Ancak bu programıyla Hükümete güven oyu veremeyeceğimizi üzülerek söylemek zorundayım.

Sayın milletvekilleri;
T.İ.P. Grubu adına Yüce Meclisin bütün üyelerini derin saygı ile selamlar beni dinlemek lütfunu gösterdiğinizden dolayı hepinize teşekkür ederim. (Alkışlar).