1965
YILINDA TİP BAŞKANI MEHMET ALİ AYBAR'IN
HÜKÜMET PROGRAMI HAKKINDA KONUŞMASI
Sayın
milletvekilleri;
Atatürkçülüğün, Atatürk dış politikasının en kısa fakat en
doğru tanımı, tarifi, Türkiye'de her hangi bir yabancı nüfuzuna,
yabancı sultasına meydan vermeyecek bir politika izlemektir.
Kurtuluş Savaşımızın tarihsel nedenleri ve bütün Ata-türk
devrimlerinin temel hedefleri hep budur. Yani Türkiye'mizi
yabancı nüfuzundan ve bu nüfuz ister politik, ister ekonomik,
ister kültürel nitelikte olsun, daima masun bulundurmaktır.
Olaylara bu açıdan bakılınca, Hükümet programının bu bölümü
de sözlerle öz arasında çelişir görmekteyiz. Herkesin bildiği
gibi, Türkiye'miz Atatürk'ün Ölümünden sonra gittikçe hızlanarak
Batı dünyasının nüfuzu altına girmiş ve uydusu haline gelmiştir.
Gerekçesi ne olursa olsun, böyle bir politikanın Atatürkçülüğe
karşı bir hareket olduğu Şüphesizdir. Bugün
Türkiye'de 35 milyon m2lik vatan toprağı ABD'nin egemenliği
altında bulunmaktadır. (AP. den şiddetli gürültüler,
"utanmaz herif" sesleri... Sözünü geri alsın sesleri
ayağa kalkıp bağrışmalar.)
BAŞKAN
- Muhterem arkadaşlarım lütfen yerinize oturun. Lütfen yerinize
oturun. ("Sözünü geri alsın sesleri) Lütfen yerinize
oturun efendim... Muhterem arkadaşlar, kürsüde konuşan hatibin
sözü ancak Başkan tarafından kesilir. (Soldan, gürültüler)...
Başkanın da vazife yapabilmesi için ondan evvel vazife yapmaya
kalkanların susması lazım gelir. (CHP ve TİP sıralarından,
alkışlar).
Sayın hatip Türk Devletinin her hangi bir parçasının işgal
altında olduğuna dair söylediğiniz sözü lütfen tavzih ediniz.
(Soldan, geri alsın sesleri).
TÜRKİYE
İŞÇİ PARTİSİ GRUPU ADINA MEHMET ALİ AYBAR (Devamla) Birleşik
Amerika ile Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri arasında imzalanmış
ikili anlaşmalar gereğince Türkiye'mizde bugün 35 milyon metrekarelik
vatan toprağı Amerikan üssü halinde bulunmaktadır. Bu bir
gerçektir.
ABDURRAHMAN
GÜLER (Çorum) - NATO üssü olarak verilmiştir. Türkiye'nin
Rusya'ya karşı müdafaası için. (Soldan, gürültüler).
BAŞKAN
- Müsaade buyurun, tavziha ve daha evvel söylediği sözü düzeltmeye
hatip devam ediyor. Evet efendim. Lütfen devam edin sayın
hatip. Daha evvel söylediğiniz (işgal altında) sözünü Türk
Devletinin de, karşılıklı olarak imza attığı ve 'Türk Devletinin
müsaadesi ile yapılmış bir hareket olduğu yolundaki beyanınızı
lütfen daha açık olarak ortaya koyunuz.
T.İ.P.
GRUPU ADINA MEHMET ALİ AYBAR (Devamla) -Türkiye Cumhuriyeti
ile A.B.Devletleri arasında imzalanan ikili antlaşmalar, Amerika
Birleşik Devletine Türkiye'de 35 milyon metrekarelik toprağı
üs olarak kullanma yetkisi vermiştir. (Adalet Partisi sıralarından,
"niçin? sebebini de izah etsene" sesleri...)
BAŞKAN
- Evet efendim, mevzu hakkındaki konuşmanıza devam edin. Tavzih
edilmiştir, lütfen devam edin sayın hatip.
T.İ.P.
GRUPU ADINA MEHMET ALİ AYBAR (Devamla) -İkili anlaşmalarla
Amerikan Devletinin üsleri haline getirilmiş bu vatan topraklarına,
Amerikalıların izni olmadıkça, Devlet kademelerinde hangi
yeri işgal ederse etsin, hiçbir vatandaşımız ayak basamaz.
Yurdumuzdaki Amerikan üslerine Türk zabıtası giremez, Türk
subayı, Türk komutanı, Türk hakimi giremez, Türk bakanları
giremez. (Gürültüler) Bu üslerden havalanacak uçaklar, füzeler
bizim haberimiz olmadan, Büyük Meclisin onayı alınmadan, yurdumuzu
her an vahim tehlikelerle karşı karşıya bırakabilir. Yurdumuzdaki
Amerikan askeri ve sivil personeli diplomatik dokunulmazlıklara
benzer imtiyazlarla donatılmıştır Milli bağımsızlığın temel
unsurlarından biri olan yargı bağımsızlığımız ve özgürlüğümüz
gözlerimizin önünde Çiğnenmektedir Yurdumuzda suç işleyen
Amerikalılar, suç işledikleri zamanda ödevli bulundukları
bahanesiyle, Türk adliyesinin elinden alınmaktadırlar. Amerikan
heyetleri için ithal edilen mallar yurdumuza gümrüksüz girmektedir.
AHMET
NİHAT AKAY (Çanakkale) - Reis Bey, lütfen hatibe ihtar ediniz.
BAŞKAN
- Sayın hatip bir dakika. Muhterem arkadaşlarım, zaman zaman
yerinizden Reise fikir vermek gibi bazı hareketlere girişiyorsunuz.
Bu İçtüzük bakımından doğru bir hareket değildir. Reis Şayet,
usule aykırı olarak, yapması icabeden bir şeyi yapmıyorsa,
veya yapmaması icabeden bir şeyi yapıyorsa usul hakkında söz
isteyip bu hususu belirtmek milletvekilinin vazifesidir. Ama
yerinden tezahürat yapmak suretiyle müzakereleri karıştırmak
doğru bir hareket olmaz.
Muhterem arkadaşlarım, Hükümet dinliyor, bütün Meclis dinliyor,
radyo vasıtasıyla Türk milleti dinliyor. Bütün bu söylenenlerin
cevabı Hükümet tarafından, yanlışsa yanlıştır, doğruysa «şöyledir,
şu antlaşmaya göre yapılmıştır» şeklinde verilecektir. Lütfen
bu şekilde müdahalelerle konuşmayı bozmayalım. (Alkışlar)
Sayın hatip lütfen devam edin.
T.I.P.
MECLİS GRUPU ADINA MEHMET ALİ AYBAR (Devamla) - Yurdumuzda
suç işleyen Amerikalılar suç işledikleri zamanda ödevli bulundukları
bahanesiyle Türk adliyesinin elinden alınmaktadırlar. Amerikan
heyetleri için ithal malları yurdumuza gümrüksüz girmektedir.
Amerikalılara Hükümetin çağrısı üzerine içişlerimize karışmak,
vatandaşlara karşı Amerikan Silahlı Kuvvetlerini kullanmak
hakkı bile tanınmıştır. Bağımsızlığımızın ve toprak bütünlüğümüzün
ve Cumhuriyetimizin başlıca dayanağı, koruyucusu, Silahlı
Kuvvetlerimizin bu anlaşmalarla hareket serbestisi iyice sınırlanmış
bulunmaktadır.
Kıbrıs buhranı sırasında, Amerikalılarla eşit olmayan ittifaklara
girmiş olmamızın bizlere nelere mal olabileceğini açıkça gördük.
Üstelik bu ikili sözleşmelerin bir kısmı Büyük Meclisin onayından
da geçmemiştir.
Sayın milletvekilleri,
Hal böyle iken Hükümet programında bu durumun sona erdirileceğine
dair tek bir kelimeye rastlamadık. Tersine Amerika ile olan
münasebetlerimizin daha da kuvvetlendirileceği söylenmektedir.
Bu şartlar altında bugünkü bağımlı durumumuzun ortadan ne
yoldan kaldırılacağına dair somut teminat verilmedikçe ve
hele Amerika ile olan münasebetlerimizin daha da kuvvetlendirilip
geliştirileceği ifade edilirken, Hükümetin Atatürk dış Politikasını
izleyeceğine dair sözlerini şüphe ile karşılarız. (T.İ.P.
sıralarından, alkışlar) Gerçekten Hükümet programında Atatürk
dış politikasının hedefleri belirtilirken milli güvenliğimizin
her şeyden önce kendi gücümüze dayandırılması gerektiği işaret
ediliyor. Ve bunu gerçekleştirme vasıtası olarak Atatürk dış
politikasının kolektif güvenliğe yöneldiği söyleniyor. Sayın
milletvekilleri, kavramları tarihi çerçeveleri içinde anlamak
ve değerlendirmek zorundayız. Atatürk devrinde kolektif güvenlik
dostluk ve saldırmazlık hakları şeklinde, savaşın kanun dışı
edilmesi şeklinde saldırganlığın hukuk tarih yapılması şeklinde
ve saldırgana karşı Milletler Cemiyeti aracılığı ile zecri
tedbirler alınması şeklinde tecelli etmiştir. Bütün bu süre
zar-fında askeri ittifaklar ve bloklar kurmak suretiyle kolektif
gü-venliğin sağlanmasına asla gidilmemiştir. Tersine askeri
ittifak ve blokların kolektif güvenliği yok edeceği inancı
milletlerarası münasebetlerde hakim, olmuştur. Bu inanç ve
tatbikata karşı ilk adımlar mihver devletlerinin bir askeri
ittifak imzalamalarıyla başlamıştır ve bunun sonucunda kolektif
güvenlik anlayışı ve sistemi tarihe karışmıştır. Yani Atatürk
devrindeki kolektif güvenlik anlayışı, askeri ittifakları
reddeden bir kavramdır. Tatbikat da bu merkezde olmuştur.
Oysa Hükümet Programında askeri ittifaklar, yani NATO ittifakı
ve Amerika ile imzalanmış olan ikili anlaşmalar manzumesi
bir kolektif güvenlik tedbiri olarak gösterilmekte ve bu ters
anlamda kullanılan kolektif güvenliğin Atatürk dış politikasının
hedeflerinden birini teşkil eden ve mahiyetini yukarıda açıkladığımız
kolektif güvenlik kavramı ile eş anlamda olduğu kanısı uyandırılmaya
çalışılmaktadır.
Bunun gibi, Atatürk dış politikasının temel dayanağı bulunan
milli güvenliğimizi kendi gücümüzle sağlamak görüsü de Hükümet
programında ters şekilde yorumlanmaktadır. Silahlı Kuvvetlerimizin
yüksek emir ve komutası Amerika'nın elinde bulunan NATO ve
CENTO ittifakları içinde yer alması milli güvenliliğimizin
kendi gücümüzle sağlandığı anlamına gelmediği pek açık bir
gerçektir.
Sayın milletvekilleri,
Şüphesiz bütün varlıklar gibi genel değişme kanunlarına tabi
olan toplumların politikaları da bu değişime uymaktadır. Bundan
dolayı Hükümet Atatürk'ün yaşadığı yıllarla bugün içinde bulunduğumuz
şartların birbirine benzemediği ve bundan dolayı Atatürk dış
politikasının uygulanışında zorunlu değişiklikler yapıldığını
ileri sürebilir. Ancak böyle bir savunmanın gerçeği, yani
Atatürk dış politikasına sırt çevirdiğimiz gerçeğini de asla
değiştirmeyeceği de ortadadır. Çünkü devletler arasındaki
münasebetleri düzenleyen ekonomik ve sosyal kanunlar, büyük
ve güçlü devletlerle küçük ve güçsüz devletlerin asken ittifaklar
yapmaları halinde, küçük devletin son bir tahlille büyük devlet
yararına ve çıkarma hizmet ettiğini göstermektedir. Bu gerçek
Atatürk devrindeki değerini bugün de muhafaza etmektedir Esasen
bundan dolayıdır ki, Atatürk hiçbir devletle askeri ittifak
imzalamamış ve milli bağımsızlığımızı toprak bütünlüğümüzü
ve Cumhuriyetimizi her şeyden önce kendi milli gücümüze dayanarak
korumayı amaç bilmiştir.
Silahlı Kuvvetlerimizin donatımını, yerli fabrikalardan sağlamak
fikri, Atatürk'ün gerçekleştirme yoluna soktuğu fikirlerin
başında gelir. Beri yandan, henüz yurt içinde yapamadığımız
silahlar için de bunların başka başka devletlerden sağlan-ması,
böylece milli savunmamızın her hangi bir yabancı devletin
nüfuz ve tesiri altına girmesi tehlikesini titizlikle önlemek,
Atatürk devrinde milli savunma politikamızın başlıca amacı
olmuştur.
Sayın Milletvekilleri;
Hükümet programında Sovyetler Birliği ile münasebetlerimizin
«Bağımsızlık ve toprak bütünlüğüne saygı, hak eşitliği ve
ademi müdahale prensipleri dairesinde» devam ettirileceği
ve geliştirileceği belirtiliyor. Öteki komşu devletlerle de
aynı prensiplere uygun olarak münasebetlerimizin geliştirileceği
ifade ediliyor. T.İ.P. bu beyanları memnunlukla karşılar.
(Alkışlar) Komşularımızla münasebetlerimizin normalleştirilmesinde
her iki taraf için büyük yarar vardır. Ancak bir nokta üzerinde
durmak isteriz.
Hükümet komşularımız ve Sovyetler Birliği ile münasebetlerimiz
konusunda bağımsızlığımız, toprak bütünlüğümüz ve içişlerimize
karışmama ilkeleri üzerinde pek haklı olarak hassaslıkla durduğu
halde, acaba neden aynı uyanıklık ve hassaslığı Amerika ile
münasebetlerimiz konusunda göstermemiştir. (Soldan gürültüler),
(T.İ.P. sıralarından alkışlar.) Çünkü biraz önce belirttiğimiz
gibi bu münasebetlerin bağımsızlığımızı, egemenlik haklarımızı
zedelediği bir gerçektir.
Sayın Milletvekilleri,
T.İ.P.ne göre bağımsızlığımızı, egemenlik haklarımızı herkese
karşı aynı titizlik ve kıskançlıkla korumak zorundayız. Bundan
dolayı biz bütün devletlerle olan münasebetlerimizde aynı
ölçülerin titizlikle uygulanmasını isteriz. Birleşik Amerika
Devletleri ve Sovyetler Birliği ile münasebetlerimizin milli
bağımsızlığımızı koruma bakımından aynı uyanıklık ve aynı
titizlikle ayarlanmasını ve bu iki büyük Devletle münasebetlerimizin
aynı mesafede bulunmasını isteriz. Bizim
için bağımsızlığımız pahasına bir tercih yapmak söz konusu
olamaz. Biz T.İ.P. liler olarak daima Türkiye'yi tercih ederiz.
(Alkışlar) Ne Batının ne de Doğunun uydusu olmaya tahammülümüz
yoktur. (Alkışlar) Türkiye'de yalnız Türk Bayrağı dalgalanır;
yalnız Türk halkının egemenliği yürür. Türkiye Türkiyelilerindir.
Sayın Milletvekilleri,
Milletlerarası münasebetlerde savunduğumuz bu kıskançça istiklalci
görüş, Şüphesiz bizi yalnızlığa mahkum etmek anlamını taşımaz.
T.İ.P. Amerika dahil bütün dünya devletleri ile eşitlik, karşılıklı
menfaat ve saygı esasları dairesinde tanı bağımsız münasebetler
kurulup geliştirilmesini istemektedir. (Alkışlar).
Özellikle bizim gibi Milli Kurtuluş Savaşı vererek bağımsızlıklarına
kavuşmuş ve emperyalist ve kapitalist dünyaya karşı koymakta
devam eden «üçüncü dünya» devletleri ile yakın mü-nasebetler
kurulmasında her bakımdan büyük yarar görmekteyiz.
Sayın Milletvekilleri,
Hükümet programında Kıbrıs buhranının ne yolda çözüm-leneceğine
dair her hangi bir somut beyana rastlanmamakta-dır. Gerçi
Hükümet müttefiklerimizle görüşerek bu meseleyi çözümlemek
umudunda olduğunu ifade etmektedir. Fakat görüşmelerin beklenen
sonuçları verebilmesi, ancak Kıbrıs buhranını doğuran nedenlerin
teşhis edilmesi ve bu nedenlerin doğrultusundan çıkılarak
görüşmeler için yeni bir ortamın hazırlanmasına bağlıdır.
Kıbrıs davasının Türkiye'nin ve Kıbrıs'taki Türk topluluğu
aleyhinde gelişmesi İngiliz ve Amerikan emperyalistlerinin
Yu-nanlı ortaklarını desteklemelerinin bir sonucudur. Oysa,
bizim Hükümetlerimiz Kıbrıs davasını yine de Amerika'lıların
ve İngiliz'lerin yardımı ile çözmek istemişler ve bu istekleri
Kıbrıs davasını büsbütün bir çıkmaza sokmuştur. Yeni Hükümetin
de aynı yolu izleyeceği anlaşılmaktadır.
T.İ.P. nin bu meseledeki görüşünü arz etmek istiyorum: Kıbrıs
meselesini her şeyden önce emperyalistlerin elinden çekip
almak, bunun için de emperyalizme karşı olan devletlerin bu
davada bizi desteklemesini sağlamak şarttır. Bu maksatla T.İ.P.,
milli menfaatlerimize ve Kıbrıs'taki Türklerin menfaatlerine
en uygun çözüm sekli olmak üzere Kıbrıs'ın yabancı üslerdeki
temizlenmesini, silahsızlandırılmasını ve milletlerarası garanti
altında her iki topluluğun haklarına eşit saygı gösteren bağımsız,
federatif bir Devlet olmasını teklif etmektedir. Ve T.İ.P.,
yalnız ilgili tarafların, yani Türkiye'nin, Yunanistan'ın
ve Kıbrıs'taki Türk ve Rum topluluklarının temsilcileriyle
Birleşmiş Milletlerdeki bir temsilcinin bir yuvarlak masa
toplantısı yapmasını uzun zamandan beri teklif etmekte ve
Hükümetlerden talep etmektedir.
Sayın
milletvekilleri;
Dış politikamızı kökten bir revizyona tabi tutmadıkça Hükümet
programında askeri blokların bugünün gerçeklerine uymadığı
yolundaki iddiaları da, üçüncü dünya devletleri ile sıkı münasebetler
kurulacağı yolundaki beyanları da, Türkiye'de bu konularda
son derece hassas olan ve gücünü her zaman hissettirmekte
bulunan uyanık sosyal kuvvetlere hükümetçe sözle yapılmış
bir taviz saymaktayız.
Türkiye geri kalmış bir toplumdur. Gerilikten kurtulmak, hürriyetine
sahip çıkmak için milletimiz bir Kurtuluş Savaşı vermek zorunda
kalmıştır. Hükümetin bu tarihi gerçeği asla gözden kaçırmamasını
isteriz. Kurtuluş Savaşının amaçları ile çelişen yöntemler
peşinde olmaktan titizlikle kaçınmasını isteriz. Koca Osmanlı
Devleti Batı kapitalizminin yörüngesine girdikten sonra çöküp
gitmiştir. Kurtuluş Savaşı Batı kapitalizminin ve emperyalizminin
bize dayattığı yarı sömürge re-jimine son vermek için yapılmıştır.
Fakat, Atatürk'ün ölümünden sonra Türkiye'miz yavaş yavaş
Batı kapitalizminin ve emperyalizminin yeniden nüfuzu altına
girmiştir. Kalkınma ve ilerleme davamızın çözümü kapitalizmin
nüfuzundan kurtulmamıza her türlü ve nereden gelirse gelsin
bütün yabancı etkilerden kurtulmamıza bağlıdır. Oysa Hükümet
sözlerimize başlarken de belirttiğimiz gibi bu gerçekten habersiz
görünmekte ve Türkiye'nin kapitalizm yolu ile kalkınabileceği
görüşünü savunmaktadır.
Sayın milletvekilleri,
Milletçe kurtuluş yolumuz en kısa zamanda Atatürk dış politikasına
samimiyetle dönmemize bağlıdır. Türkiye'mizde hiç bir yabancı
nüfuzuna, ne Batının, ne Doğunun, ne de yabancı her hangi
bir devletin, milli bağımsızlığımızı zedeleyen egemenlik haklarımızı
Çiğneyen imtiyazlara sahip olmasına asla meydan verilmemelidir.
Milli Kurtuluş Savaşını, tarihin yazdığı İlk Kurtuluş Savaşını,
Ölümsüz Önder Atatürk'le el ele zafere ulaştırmış olan halkımız,
içinde bulunduğumuz ikinci kurtuluş hareketini de mutlaka
başarıya ulaştırmak azim ve kararındadır. (T.İ.P. sıralarından
alkışlar).
Türkiye İşçi Partisi olarak, imzalamış olduğumuz bütün anlaşmaların
derhal gözden geçirilmesini ve bunlar arasında. milli bağımsızlığımızla,
egemenlik haklarımızla bağdaşmayanların, devletler hukuku
kurallarına uyularak hemen feshedilmesini kutsal bir milli
vazife saymaktayız. (Alkışlar) Atatürk'e bağlılık yeminleri,
Atatürk dış politikasından ilham alınacağı vaatleri ancak
Hükümetin bu yolda adımlar atmasıyla ciddiye alınabilir.
Sayın milletvekilleri,
Vaatlerle dolu fakat bu vaatlerin gerçekleştirilmesi yolunda
gerçek hiçbir tedbir getirmeyen ve Türkiye'mizi gittikçe daha
çok çıkmaza sokacak, içinde bulunduğumuz buhranı daha derinleştirecek
olan Hükümet Programının karşısındayız. Bununla beraber Hükümetin
yoksul halk yararına ve bağımsızlığımızdan yana her gerçek
teklifini destekleyeceğimizi beyan ederiz. Ancak bu programıyla
Hükümete güven oyu veremeyeceğimizi üzülerek söylemek zorundayım.
Sayın milletvekilleri;
T.İ.P. Grubu adına Yüce Meclisin bütün üyelerini derin saygı
ile selamlar beni dinlemek lütfunu gösterdiğinizden dolayı
hepinize teşekkür ederim. (Alkışlar).