Bir
zamanlar maziye bak!
GÜNÜMÜZÜN
Başbakanı, muhalefet partisini “İspatlamazlarsa namussuzdurlar”,
çiftçiyi “Artistlik yapma lan! Ananı al da git!”, koruma polisini
“Senden bir cacık olmaz!”, doktorları “Gözünüzü toprak doyursun!”
diye haşlarken, Atatürk döneminden bir anı geldi aklımıza...
Siyaset adamlarının ibretle okuması gerekir.
* * *
Atatürk
İstanbul’da Florya Köşkü’ne giderken Nuri Conker’in kullandığı
otomobil tenha bir yola sapar. Atatürk tarlada çalışan bir
çiftçi görür. Adam çiftindeki öküzün yanına eşeğini bağlamıştır.
Tarlasını yalpa vura vura güçlükle sürmektedir.
Atatürk,
otomobili durdurur ve araçtan iner. Çiftçiye, neden sabana
inek ya da öküz yerine eşeğini sürdüğünü sorar. Çiftçi, Atatürk’ü
tanımaz:
“Devlet
öküzün birini vergi olarak haczetti beyim” der.
Atatürk’ün
canı sıkılır:
“Neden
hakkını aramak için muhtara başvurmadın ağa?” der.
Adı
Halil olan çiftçi acı acı gülümser:
“Öküze
haciz konulurken muhtar da oradaydı!”
“Valiye
başvursaydın o zaman...”
“Vali
ilgisiz biri, beni dinlemez ki…”
“Başvekil
İsmet Paşa’ya gitseydin!”
“Başvekil
sağırdır, kulağı duymaz!”
“Mademki
öyle, sen de Atatürk’e çıksaydın!”
“Alay
etme beyim, o büyük adam içtiği rakıyı bırakıp da benimle
mi uğraşacak?”
*
* *
Atatürk’ün
neşesi kaçmıştır. Geri dönerlerken Nuri Conker’e akşam Florya
Köşkü’nde kurulacak sofraya valiyi, kaymakamı ve başbakanı
da davet etmesini söyler ve “Daha sonra çiftçi Halil Ağa’yı
da getirin. Fakat Halil Ağa nereye getirildiğini bilmesin!”
der.
Akşam
davetliler gelir, sofrada yenilip içilmeye başlanır. Bir süre
sonra Atatürk:
“Şimdi
buraya çok önemli bir konuk, milletin efendisi gelecek” der.
Köylü
Halil Ağa içeriye alınır. Halil Ağa akıllı bir adamdır, Florya
Köşkü’ne gelişinden, garsonların fısıltılarından Atatürk’ün
huzurunda olduğunu anlar, beti benzi sararır, titremeye başlar.
Atatürk ondan, sabah söylediklerini tekrarlamasını ister.
Valinin
ilgisiz, başvekilin sağır olduğunu orada yüzlerine karşı nasıl
söylesin Halil Ağa? Üstelik Atatürk için “İçtiği rakıyı bırakmaz”
dediğini nasıl tekrarlasın?
“Bunu
bana söyletme Paşam, ağzıma erimiş kurşun dök, söyletme!”
diye inler.
Atatürk
“Haydi söyle” diyerek devam eder:
“Aklımda
kaldığı kadarıyla, valinin ilgisiz, başvekilin sağır, benim
ise yemek içmekten hoşlanan bir sarhoş olduğumu söylemiştin...”
Halil
Ağa öpmek için Atatürk’ün ayaklarına sarılır:
“Halt
ettim ben, eşeklik ettim, affet beni Paşam, affet!”
Köylü
tir tir titrerken Atatürk gülümseyerek onu masaya oturtur
ve garsonlara “Halil Ağa’ya da bir duble rakı verin, o bu
gece bizim şeref konuğumuzdur” der.
*
* *
Bir
süre sonra rahatlayan Halil Ağa, eline iki öküz alacak kadar
para verilip Köşk’ten uğurlanırken mutluluktan ağlamaktadır.
O
zaman Atatürk, Başvekil İsmet Paşa ile Vali’ye döner, sabah
olanları anlattıktan sonra mavi gözlerinden şimşekler çakarak:
“Olmuyor
efendiler! Devlet çarkı işlemiyor! Biz bu Cumhuriyeti, işçiyi,
köylüyü zor duruma sokmak, ellerindeki malları haczetmek için
mi kurduk?” diye bağırır.
Bir
Atatürk’ün vatandaşa davranışını düşünün, bir de bu günlere
bakın! Benzerlik var mı?