ÜÇ
ESKİ DOSTA
Bir sabah Üçkuyular iskelesine vardım.
Orada üç aşina dosta rastladım.
Gurbette olmanın hüznü ile belki,
Üçü de birbirlerine yaslanmışlar
Görmeyeli bir hayli yaşlanmışlar.
Ortada memleketim Beykoz,
Sağda Hasköy, solda karşı komşu İstinye
Yıllarca boğazda dolaşıp durdular bitevive.
Kim bilir kaç nesli bağırlarında taşıdılar,
Kim bilir ne olaylar, ne anılar yaşadılar.
Boğazın emektarları, körfeze hoş geldiniz,
Bir sabah vakti bana çocukluğumu verdiniz. İşte
Üçkuyular İskelesi' ne gidip de boğazın üç emektar vapuru ile
karşılaşınca eski dostlara rastlamanın mutluluğu ve heyecanı ile
dudaklarımdan gayri ihtiyarı böyle dizeler döküldü. Bir boğaz
çocuğu olarak onlar bizim için hem boğaz panoramasının birer süsü,
hem vazgeçilmez ulaşım araçları, hem de keyif aldığımız, dostlarla
buluştuğumuz mekânlarımızda Bir zamanlar İstanbul Boğazı'nın birer
küçük köyleri olan iskeleler arasında beyaz kuğular gibi süzülerek;
gün boyu yolcu taşırlardı. Sabah Beykoz'dan kalkarlar bir Anadolu,
bir Rumeli yakasındaki iskeleler arasında zikzaklar çizerek 1,5
- 2 saatte Eminönü'ne varırlardı. Çocukluğumda İstanbul'un en
önemli alışveriş merkezi olan Kapalıçarşı'ya, gezmeğe veya bir
akraba ziyaretine biz hep o vapurlar ile gider gelirdik. Onlara
bindiğimizde içimizi ya yeni bir şey almanın ya da bir
akrabaya kavuşmanın heyecanı sarardı.
Bir
de Eminönü, Sirkeci ya da Karaköy' de çalışan memurlar vardı.
Onlar genellikle Beykoz'dan kalkan 7.40 vapuruna binerlerdi. Herkes
birbirini tanırdı. Küçük memurlar da olsalar kim bilir kaç kuşak
İstanbullu olan bu zarif insanlar tertemiz giyinirler, vapura
bindiklerinde fötr şapkalarını çıkararak "sabah şerifleriniz
hayırlı olsun" diyerek birbirlerini selamlarlar ve aşağı
yukarı her gün aynı olan yerlerine otururlardı. Zira devamlı yolcuların
yerleri belliydi, saygıdan kimse kimsenin yerine oturmazdı. Yol
boyunca kahvelerini içerler, gazetelerine göz gezdirirler. Daha
sonra da güzel Türkçeleri ile günlük olaylardan, politikadan,
edebiyattan sohbet ederlerdi. O günlerde o vapurların bir kültürü
vardı. Bu vapurlarla yolculuğa çıktığımız bir sabah bu sohbetlerden
ünlü Romancımız Peyami Safa'nın vefatını öğrenmiştim. Çocuk kulağımla
yol boyunca onun edebi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi edinmeğe
çalışmıştım. O yıllarda boğazdaki yalılarda çok varlıklı insanlar
oturmazdı. Sakinleri için onlar birer dede yadigârı evlerdi. Zor
geçinseler, masraflarını zor karşılasalar bile her evde "aile
yadigârı "diye sattırmamakta direnen bir aile büyüğü vardı.
O yıllarda yaşayanlardan da her gün o vapurlar ile işe gidip gelen
ve memuriyette çalışan insanlar vardı. Daha büyüklerimizden duyduğumuza
göre vapurların kaptanları bile her yalıdan kimin vapura bineceğini
bilir ve iskeleye yaklaşırken "haydi hazır ol "gibilerinden
uzun bir düdük çalarmış.
Önce
yalılarda oturanlar değişti, sonra vapurdaki yolcular. Son yıllarda
nostalji olsun diye bindiğimde ne o insanlardan ne o kültürden
eser kalmadığını gördüm. Boğazdaki bazı iskeleler de yıkılmış,
vapur seferleri de azaltılmış. Bizim emektarlar da her halde emekliye
ayrılmış ve bazı emekliler gibi İzmir Körfezi' ne sığınmış.
İşte
kim bilir çocukluğumda kaç kez bağırlarında taşındığım o eski
dostları Körfezde görünce o günlere uçup gittim. Eski dostlar
Körfeze hoş gelmişler, şeref vermişler, sefalar getirmişler.
Rabia
YAVRUTÜRK
İzmir 2001
|