Beykoz Vapuru, İskelesi

VAPURUMU VERMİYORUM

Vapurumu vermiyorum,
Vapurumu almak isteyenler
...
Sizin anlamanız mümkün değil...
Onda benim çocukluğum var...
Üşüdüğüm, sevindiğim, coştuğum anılarım, anlarım var...

Beykoz vapur iskelesinde beklediğim teyzem eniştem (50 yıl önceden) var...
Bayramda İstanbul'a gidiş (!) var...
Üzerime sinmiş vapur kokusu var...
Çımacıların siması var...
Emirgan iskelesi var...
Babaanneme gidişim var...

Kanlıca iskelesine yanaşırken ne kadar yakın geçtiğimizin öyküleri var...
Paşabahçe'den kalkan üçü bir geçe vapurunun Beykoz kulübü önünde yüzerek
.......... önünü kesmeye çalışıp kaptana düdükle kıyamet koparttırmak,
...................tatlı tatlı sinirlendirmek var...
Beykoz iskelesinde kıçtan tırmanıp üst kattan atlamak var...
Yan tarafta ayakları demire dayayıp geçmek isteyenlere kıllık (pardon) yapmak var...

Martılar var, simit var...
Kokusunu hala hatırlayıp aradığım çay var...
Üst kat var...
Üst kattan iniş merdivenleri var...

Penceresiz alt katta sabahları tıraş olan Nami amca var...
Namaztahtasını bulup namaz kılan babam var...

Beykoz'a inince eve nasıl yürüyeceğimin sıkıntısı var...
Abimle cam kenarına oturup çocuk sohbetlerimiz var...
Kızkulesini görmediğini söyleyip abimi
sinirden çatlatan kardeşim var...

Yeniköy iskelesi var...
İstinye'de araba vapuru ile paylaşılan iskele var...
Bebek iskelesinde Spor Sergi Sarayındaki konserden dönüşte
............. gece saat birde uykulu bekleyiş, gelen vapurun Cankurtaran oluşu var...
Dosyalarımın arasına sıkışmış 200 vapur resmi var...

Doğum günü hediyesi olarak abime tırım tırım aradığım Boğaziçi Vapurları kitabı var...
Üsküdar vapurunun hüzünlü öyküsü var...

Bunları okurken beni anlayacak pek çok insan var...
Gözleri dalıp gidecek hatta yaşaracak pek çok insan var...

Sinan AKBAŞAK

ÜÇ ESKİ DOSTA

Bir sabah Üçkuyular iskelesine vardım.
Orada üç aşina dosta rastladım.
Gurbette olmanın hüznü ile belki,
Üçü de birbirlerine yaslanmışlar
Görmeyeli bir hayli yaşlanmışlar.
Ortada memleketim Beykoz,
Sağda Hasköy, solda karşı komşu İstinye
Yıllarca boğazda dolaşıp durdular bitevive.
Kim bilir kaç nesli bağırlarında taşıdılar,
Kim bilir ne olaylar, ne anılar yaşadılar.
Boğazın emektarları, körfeze hoş geldiniz,
Bir sabah vakti bana çocukluğumu verdiniz.

İşte Üçkuyular İskelesi' ne gidip de boğazın üç emektar vapuru ile karşılaşınca eski dostlara rastlamanın mutluluğu ve heyecanı ile dudaklarımdan gayri ihtiyarı böyle dizeler döküldü. Bir boğaz çocuğu olarak onlar bizim için hem boğaz panoramasının birer süsü, hem vazgeçilmez ulaşım araçları, hem de keyif aldığımız, dostlarla
buluştuğumuz mekânlarımızda Bir zamanlar İstanbul Boğazı'nın birer küçük köyleri olan iskeleler arasında beyaz kuğular gibi süzülerek; gün boyu yolcu taşırlardı. Sabah Beykoz'dan kalkarlar bir Anadolu, bir Rumeli yakasındaki iskeleler arasında zikzaklar çizerek 1,5 - 2 saatte Eminönü'ne varırlardı. Çocukluğumda İstanbul'un en önemli alışveriş merkezi olan Kapalıçarşı'ya, gezmeğe veya bir akraba ziyaretine biz hep o vapurlar ile gider gelirdik. Onlara bindiğimizde içimizi ya yeni bir şey almanın ya da bir
akrabaya kavuşmanın heyecanı sarardı.

Bir de Eminönü, Sirkeci ya da Karaköy' de çalışan memurlar vardı. Onlar genellikle Beykoz'dan kalkan 7.40 vapuruna binerlerdi. Herkes birbirini tanırdı. Küçük memurlar da olsalar kim bilir kaç kuşak İstanbullu olan bu zarif insanlar tertemiz giyinirler, vapura bindiklerinde fötr şapkalarını çıkararak "sabah şerifleriniz hayırlı olsun" diyerek birbirlerini selamlarlar ve aşağı yukarı her gün aynı olan yerlerine otururlardı. Zira devamlı yolcuların yerleri belliydi, saygıdan kimse kimsenin yerine oturmazdı. Yol boyunca kahvelerini içerler, gazetelerine göz gezdirirler. Daha sonra da güzel Türkçeleri ile günlük olaylardan, politikadan, edebiyattan sohbet ederlerdi. O günlerde o vapurların bir kültürü vardı. Bu vapurlarla yolculuğa çıktığımız bir sabah bu sohbetlerden ünlü Romancımız Peyami Safa'nın vefatını öğrenmiştim. Çocuk kulağımla yol boyunca onun edebi kişiliği ve eserleri hakkında bilgi edinmeğe çalışmıştım. O yıllarda boğazdaki yalılarda çok varlıklı insanlar oturmazdı. Sakinleri için onlar birer dede yadigârı evlerdi. Zor geçinseler, masraflarını zor karşılasalar bile her evde "aile yadigârı "diye sattırmamakta direnen bir aile büyüğü vardı. O yıllarda yaşayanlardan da her gün o vapurlar ile işe gidip gelen ve memuriyette çalışan insanlar vardı. Daha büyüklerimizden duyduğumuza göre vapurların kaptanları bile her yalıdan kimin vapura bineceğini bilir ve iskeleye yaklaşırken "haydi hazır ol "gibilerinden uzun bir düdük çalarmış.

Önce yalılarda oturanlar değişti, sonra vapurdaki yolcular. Son yıllarda nostalji olsun diye bindiğimde ne o insanlardan ne o kültürden eser kalmadığını gördüm. Boğazdaki bazı iskeleler de yıkılmış, vapur seferleri de azaltılmış. Bizim emektarlar da her halde emekliye ayrılmış ve bazı emekliler gibi İzmir Körfezi' ne sığınmış.

İşte kim bilir çocukluğumda kaç kez bağırlarında taşındığım o eski dostları Körfezde görünce o günlere uçup gittim. Eski dostlar Körfeze hoş gelmişler, şeref vermişler, sefalar getirmişler.

Rabia YAVRUTÜRK
İzmir 2001



Peki, sonra ne oldu ?
İzmir körfezinde sadece bir kaç sefer yapabilen Beykoz vapuru sürekli arıza nedeni ile bir kenara çekildi. Bakım için yapılacak harcamanın çok fazla bulunması nedeniyle 6 Nisan 2004 tarihinde hurda olarak satıldı.

Ve gemi söküm atölyelerine gönderilip yok edildi. . .

M. Osman AKBAŞAK
İzmir 2008

BOĞAZ VAPURU

Köprüden kalkar, boğaz vapuru
Alır götürür beni çocukluğuma
O uzak yıllara

Lacivert suları, köpük köpük yarar
Kalender vapuru Beykoz'a doğru

Kandilli yüzerken uykularda
Bir selam Bebek koyuna
Nerde, nerede, nerede
Sesiz sakin Emirgan
Körfezdeki dalgın suya ne oldu
İstinye akşamları nerede
Nerdesin, nerdesin
İstanbul'um nerdesin.

Çınarlar mahzun Küçüksu'da
Sandallar mahzun Göksu'da
Vapurun yanından
Erguvanlar arasından
Önce dalyan görünür
Direkleri yorgun
Sanki Orhan Veli
Denize bakar,
Gözleri nemli
Benim gibi

Boğaz vapuru
Götür beni
Çocukluğuma.

Osman AKBAŞAK

 

Jak Deleon'dan vapur üzerine
'Bir Tutam İstanbul' kitabından

Jak Deleon İstanbul'un taşıdığı güzelliklerin yanında sakladığı ve sadece merakedenlerle paylaştığı anekdotları ve olaylarıyla da ünlüdür. Jak Deleon için bu anekdotlar İstanbul'u tanımak ve anlamak için olmazsa olmazdır. O'nun geçmişten günümüze sunduğu küçük bir hatıra bile ne değerlidir!.

"Bilir miydiniz ki Üsküdarlı Digo Mustafa nam gazete müvezzii yaman bir koşucuydu; Boğaziçi vapuru Üsküdar'dan kalkarken gazete satarak koşmaya başlar, Kuzguncuk'ta vapura yetişir, Beylerbeyi'nde iner ve yine koşarak vapuru Çengelköy iskelesinde yakalardı. Böylece bir iskelede inip diğerinde binerek Çubuklu'ya varır, Çubuklu'dan Beykoz'a uzun ve duraksız bir koşu koparırdı. Beykoz iskelesine ulaştığında henüz yanaşmakta olan yandan çarklı vapura yüzünü döner, başındaki fesi kaşının üstüne bıçkınca yatırarak seslenirdi: Kaptan Baba! Nerede kaldın? Havadisleri yazıyor!" Şimdi ne Digo Mustafa kaldı, ne de yandan çarklı vapur. Ama bir demlerde ikisi de vardı ve Boğaziçi adı verilen gül bahçesine renk katarlardı."


Prof.Dr. Jak Deleon, (1951, İstanbul - 2005, İstanbul), Yahudi asıllı Türk yazar, tarihçi ve akademisyendir. Jak Deleon, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1997'de'de profesör olan Deleon, sahne sanatları tarihi, İstanbul tarihi ve yeme-içme kültürü üzerine Türkçe ve İngilizce 30'dan fazla kitaba imza attı. Pek çok gazete ve dergide yazıları yayımlanan Jak Deleon 2005'de yakalandığı beyin tümörüne yenik düşüp vefat etti.

Eski Beykoz vapuru ve iskelesi

Murat Ata Demiröz'den
alınmıştır

Osman Akbaşak kart

Ebru Çine'den alınmıştır.

Sinan Akbaşak fotoğrafı
2009 yılında sefere alınan yeni Beykoz vapuru
.