Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası
Türkiye'nin ilk cam üreticisi: Şişecam
MÜHRE (Mehmet YAVRUTÜRKTEN)
Fotoğraflar
Önder KÜÇÜKERMAN'dan Şişe Cam Fabrikası

Türkiye'nin ilk cam üreticisi: Şişecam
29.10.2005 | Anadolu Basın Merkezi

Cam sanayinin kuruluş emrini Atatürk verdi. İş Bankası'nın kurduğu, Türkiye'nin ilk cam fabrikası Paşabahçe, 1935 yılında faaliyete geçti.
Türkiye'de cam sanayinin temelleri bizzat Atatürk'ün emri ile İş Bankası tarafından atıldı. 17 Şubat 1934 Bakanlar Kurulu kararı ile Türk Cam Sanayi'ni kurma görevi Atatürk tarafından İş Bankası'na verildi. Ülkenin ilk cam üretim tesisinin temeli 14 Ağustos 1934'te Beykoz Paşabahçe'de atıldı. Günlük 25 bin şişe kapasiteli Paşabahçe Fabrikası 1935'te "Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları Anonim Sosyetesi" adı ile resmen tescil edildi. Paşabahçe Cam Fabrikası'nda ilk mekanik üretim 1955 yılında başladı. Paşabahçe ürünlerinin perakende satışlarını yaygınlaştırmak ve yurtiçi fiyat istikrarı ile cam eşya kültürünün artırılması adına ilk olarak İstanbul'da iki, Ankara'da bir mağaza açıldı ve 1957'de Paşabahçe Ticaret Ltd. Şti. kuruldu.

İlk ihracat Amerika'ya
İlk H28 makinesini 1958 yılında çalıştıran Paşabahçe Fabrikası, 1960 yılında, ilk ihracatını 150 bin dolar olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne gerçekleştirdi. Paşabahçe aynı yıl Marmara Kalker ve Dolomit İşletmesi'ni kurdu.

Şişe Cam makine de ihraç ediyor
Paşabahçe, 1988 yılında Makine Kalıp Fabrikası'nın ürettiği ilk "yerli H28 makinesi'ni devreye soktu. 1995 yılında Kırklareli Cam'da ilk 18 kollu H28 makinesi çalıştırıldı. 2000'li yıllarda ise artık Camiş Makine ve Kalıp Sanayi AŞ.'de yüzde 100 yerli malzeme ile imal ve montajı tamamlanmış 12 kollu H28 ve BOM'dan oluşmuş hattın Brezilya'ya satışı gerçekleşti. 4 Temmuz 1935 tarihinde Paşabahçe Fabrikasının 400 çalışanının emekleri ilk ürününü verdi. 1978 yılında Paşabahçe, ilk "Teknik Bilgi" anlaşmasını Avustralya'dan Crown Corning ile yaptı. 1982 yılında Paşabahçe'de ilk bilye makinesi çalıştı. Aynı yıl ilk otomatik dekor baskı makinesi devreye sokuldu ve H28'de ilk "tablalı üretim" yapıldı. 1989 yılında cam ev eşyası üretiminde ilk cam robotu kullanıldı. 1990 yılında Kırklareli Cam'da ilk otomatik ayaklı bardak üretimi ve ürün ambar barkod uygulaması gerçekleştirildi. Yine ilk kez 1991 yılında Trakya Cam Sanayi tarafından bronz ve füme renkli cam üretildi. 1996'da ilk kez fırından renkli üretim yapıldı. 1997 yılında Kırklareli Fabrikası'nda karbon kalıp ile ilk otomatik üretim gerçekleşti ve aynı yıl yine Kırklareli Fabrikası yurtdışına ilk teknik yardımı yaptı. Paşabahçe'nin yurtdışında ilk yatırımı; Rusya cam ev eşyası üreticisi Posuda ldu. Paşabahçe Mağazaları AŞ.'nin ilk yurtdışı prestij mağazası ise Ocak ayında Moskova'da açıldı.

Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası 6 Ağustos 2002 tarihi itibariyla kapatıldı.


MÜHRE

Mehmet YAVRUTÜRK'ten Paşabahçe Şişe Cam üzerine bir yazı

Bir semtin adını marka yapan Paşabahçe Şişe Cam, işçilerinin verdiği mücadelelerle, Türk sendikacılığında yarattığı gelenekle, özel bir yere sahiptir.

1947'de başlayan sendikalaşma girişimleri 1965'de sonuçlanmıştır. Kapatıldığı 2002 yılına kadar beş grev, iki büyük direniş yapmışlardır. Grevler sırasında iki grev gözcüsü tabancayla yaralanmış, bir grev gözcüsüyse kamyonla ezilerek öldürülmüştür. Onlarca işçi çeşitli vesilelerle gözaltına alınmıştır.

31 Ocak 1966'da başlayan ve seksen beş gün sonra 26 Nisan'da sona eren grev ilk grevdir. Bu grev 19 Nisan'da hükümetin bir aylık erteleme kararıyla sona ermek zorunda kalmıştır. Erteleme gerekçesi olarak <halk sağlığını tehdit> gösterilmişse de, gerçek nedenin Tekel Genel Müdürü'nün gazetelere de yansıyan rakı ve bira şişesi bulamama sıkıntısı olduğu beyan edilmiştir. Tabii erteleme kararı veren hükümetin başındaki Süleyman Demirel'le Şişe Cam Genel Müdürü Şahap Kocatopçu'nun mason olması tamamen tesadüftür (!). Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın; <Paşabahçe direnişini bozdular/Alnımıza bir açlığı yazdılar> diye şiirleştirdiği karara, Danıştay'a yapılan itirazsa tam beş yıl (Ekim 1971) sonra sonuçlanmış, başvuru reddedilmiştir. Aradan iki dönem sözleşme geçip, üçüncüsü başladıktan sonra.

Hükümetti, yargıydı, yetmiyormuş gibi, Türk-İş de Paşabahçe işçisini yüzüstü bırakmış, hatta yaptığı açıklamalarla hak arayan işçileri <Maceracılıkla> suçlamıştır.

Ama işin en acısı; Mustafa Kemal'in <Ne yazık ki bu topraklar fedakâr kahramanlar kadar, hainlerde yetiştirmektedir> tespitini haklı çıkarırcasına, bir takım işçiler greve katılmayıp çalışarak, arkadaşlarının hak arama mücadelesini sabote etmişlerdir. Bir tarafta işinden, ekmeğinden, hatta canından olma pahasına hak mücadelesi yapanlar, diğer yanda üç kuruşluk şahsi çıkarları için işbirliği yapan <mühreler>.

Sonra, aradan yıllar geçmiştir. Bütün bunlar geride kalmıştır… Unutulmuştur… Ya da, öyle sanılmaktadır.

Oysaki dikkatli gözler bunun böyle olmadığını, kim bilir kaç kez görmüşlerdir. Kimi zaman Paşabahçe Merkez Camii'nin önüne bir cenaze gelir, ardından caminin karşısında ellili, altmışlı, yetmişli yaşlarında bir grup sessizce toplaşırlardı. Cenazeyi uzaktan sabit bakışlarla izler, Hoca'nın <Merhumu nasıl bilirdiniz?> sözü üzerine yüzlerinde öfkeli bir gülümsemenin gölgesi dolaşır, haklarını helal etmezlerdi. Cenaze omuzlanıp götürülmeye başlanınca, aralarında bir dalgalanma olur, artık feri kaçmış gözler çakmak çakmaklaşır, titreyen dizler yay gibi gerilirdi. Gideni kınayan ve bağışlamayan bakışlarla son yolculuğuna uğurlarlardı. Cemaate katılmazlar, daha başka, daha büyük ve asil bir davanın karşısında, saf tutmaya devam ederlerdi.

Herkes bilirdi ki onlar, o şanlı grevin yürekleri kocaman, elleri nasırlı, alınları açık isimsiz kahramanlarıydılar. Öfkeyle uğurlanan ise arkadaşlarının mücadelesini içerde çalışarak sabote eden mührenin tekiydi.

Hiç unutmadılar, hiç affetmediler! Aileleriyle beraber tam onbin kişinin ödediği bedel adına, kaybettikleri arkadaşları adına böyle bir haklarının olmadığını biliyorlardı. Öyle tuğla gibi kitaplar okumak şöyle dursun, çoğunun ilkokul diploması bile yoktu. Ama <tecahül-ü arifane> bir şekilde biliyorlardı ki, bazen affetmek büyüklük değil, yeni ihanetlerin, yeni alçaklıkların yoluna taş döşemekti.

Zamanla sayıları azalsa da, gözleri görmese, belleri bükülse, elleri titrese de mühreleri aynı tavırla uğurlamaya devam ettiler.

Şimdi nerededirler, kaç kişidirler bilmiyorum. Bir arkadaşımın dediği gibi, belki de o soysuz mührelerin soyu tükenmiştir. Onlar da onun için pek ortalıkta görülmemektedirler.

Onlar bir dönem hak mücadelesi yolunda ateşle imtihan edildiler. Çok gadre ve ihanete uğradılar. Kırıldılar, hem de öyle böyle değil çok kırıldılar ama eğilmediler. Yılmadılar, unutmadılar, affetmediler, asla teslim olmadılar. Bitmeyen ve bitmeyecek olan bir büyük kavganın yaşlı, yorgun, ama inançlı büyük savaşçılarıydılar. Toma-Hawklarını <savaş baltası> hiç gömmediler. Gömmeye fırsatları da olmadı zaten. Ölenler, ellerinde baltalarıyla öldüler. Onlar belki de son proleterler, SON MOHİKANLARDI!

Hala yaşayanlarına sağlıklı uzun ömürler, ölenlere rahmet diliyor, hepsinin önünde saygıyla eğiliyoruz.


Not: Bu hikâye Paşabahçe'nin belli bir döneminde yaşayan herkesin şahit olduğu gerçek bir hikâye, ama çeşitli nedenlerle hiç dillendirilmeyen bir ortak sırdır.

Mühre: Ötüşüyle hemcinslerini toplayıp, avcıların tuzağına düşüren, kafası koparılasıca bir hain kuş.

Kaynakça: Paşabahçe 1966-Gelenek Yaratan Grev <Kristal-İş> Aziz Çelik-Zafer Aydın

1971 Cam Grevleri <Kristal-İş> Can Şafak

Kitapları sağlayan Kristal-İş Sendikasına ve Aziz Çelik-Zafer Aydın'a Teşekkürler.


Aşağıdaki fotoğraflar Şişe Cam web sitesinin Tarihçe sayfasından alınmıştır.
Temel atma töreni
14 Ağustos 1934
Açılış töreni
29 Kasım 1935
Mustafa Kemal
Paşabahçe Cam
Fabrikasında
Aşağıdaki fotoğraflar JOTUN Boya San. ve Tic. AŞ tarafından hazırlanan "ATATÜRK ve İKTİSADİ KALKINMA" kitabından alınmıştır.
.
Aşağıdaki yazı yıllar önce Yüksekkaldırım'da bir kitapçıdan aldığım Sayın Prof. Önder KÜÇÜKERMAN'ın "BEYKOZ FABRİKASI" kitabından alınmıştır.


Paşabahçe Şişe Cam Fabrikası
Beykoz'da, artık tarihin meçhul derinliklerinde neredeyse kaybolup gitmiş olan bir de çok ünlü cam fabrikası vardır. Sultan I. Mahmut döneminde Fransa'dan cam ustalarının getirtildiği, Sultan II. Selim döneminde ise Mehmet Dede İsimli bir Mevlevinin camcılık öğrenmek için İtalya'ya gönderildiği ve dönüşünde Beykoz'da kurulmuş olan bu fabrikada camcılık yaptığı bilinmektedir.
Bu mevlevi ustasının kurduğu söylenen bu tesiste, özellikle «Beykoz işi ve çeşmibülbül» adı verilmiş olan çok başarılı örnekler üretilmiştir.
Daha sonra ise 1899 yılında, bu kere de Paşabahçe'de Saul Modiano isimli bir musevi tarafından «Fabrica Vetramini di D. Modiano» ismiyle kurulmuş olan cam fabrikasıyla karşılaşırız. Ancak anlaşılıyor ki, 1902' lerde 500 kişi çalıştırılabilen bu fabrika başarılı olamamış ve hemen hemen hiçbir iz bırakmadan, Beykoz'daki diğer sanayi girişimlerinin bir kısmı gibi sahneden çekilip kayboluvermiştir.
Bu fabrikanın yerine daha sonra kurulan Tekel Fabrikası'nın bahçesi içinde hâlâ duran birkaç iz de ortada olmasa, bu tesise ait hemen hemen hiçbir belgeye sahip olamayacaktık (45).
Beykoz ve çevresinin, Boğaziçi tarihi içinde, özellikle geleneksel Türk camcılığı ile ilgili olan çok güçlü bağlantıları vardır.
Türk camcılık sanatının, en değerli ürünleri arasında, bütün dünya tarafından bilinen ve kabul edilmiş olan «Beykoz işi» camlar... Geleneksel Türk camcılığının çok ilgi çekici ve önem taşıyan bu camları, yapılmış oldukları yörenin adından ötürü «Beykoz işi» olarak isimlendirilmişlerdir. Geleneksel Türk camcılığının diğer önemli bir ürünü de «Çeşmibülbül» dür... Beykoz ve çevresi, bu ilgi çekici cam ürünlerinin de beşiği olmuştur. 1934 yılında ise, Türk camcılık geleneğinin yeni beşiği olan Paşabahçe'de yeni ve büyük bir cam fabrikası kurulmuştur (46).
Bu arada, aynı tarihlerde, teknolojisini yenilemek için uğraşılan konulardan birisi de çini ve porselendir. Ortada herhangi bir kesin belge olmamasına rağmen Beykoz'daki bu meçhul ama çok ünlü cam fabrikasında, aynı zamanda çini ve porselen yapıldığı söylenegelmektedir. Ancak bu birisimin başarılı olmaması üzerine Beykoz'daki bu fabrika herhalde kendi haline terkedilmiş ve onun yerine, Yıldız Sarayı içinde kurulan «Çini Fabrikası»nın teknik yönden geliştirilmesine ağırlık verilmiştir.
Bu girişim başarılı olmuştur. Çünkü 1892 yılında kurulan bu fabrika, çeşitli sıkıntılı durumları aşarak günümüze kadar başarıyla ulaşabilmiştir .
Türkiye'deki geleneksel dericilik sanatı ve buna bağlı olan sanayiin 19. Yüzyıldaki durumunu izleyebildiğimiz kaynaklardan birisi de, geçen yüzyılın sonlarında yaşamış olan Fransız mozayikçisi ve ressamı Pretextat Lecomte tarafından yayımlanmış olan eserdir.
Bazı sanat eserlerinin dekorasyonu ve restorasyonu için İstanbul'a davet edilmiş olan bu sanatçı, ailesiyle yerleştiği İstanbul'da uzun yıllar yaşamış ve bu arada Doğu sanatlarını büyük bir titizlikle incelemiştir.