|
|||||||||||||
| |
|||||||||||||
|
|||||||||||||
|
|||||||||||||
![]() |
|||||||||||||
![]() |
. |
||||||||||||
Eski
fabrika çalışanı Semih YAVRUTÜRK'ün anlatımı ile "Fabrika" tarihi |
|||||||||||||
1812
yılında Sultan II. Mahmut bir nedenle Selviburnu'ndan geçerken, bugün
tabakhane olan yerde ağaçların altında ihtiyar sakallı bir adamın dört
beş kişiyle çalıştığını görüyor. "Bu ihtiyar ne yapar burada"
diye soruyor, "bu ihtiyar dericidir, deri yapar burada derileri İstanbul
piyasasına sevk eder" diyorlar. Sultan Mahmut "bizim ordunun
çarık ihtiyacı var, ihtiyara yardım edin, büyütsün teşkilatını, Hemen
bu yakınlarda bir çarık dikimhanesi kurulsun, orduyu hümayunun çarığı
buradan yapılsın" diyor. Bunun üzerine Hamza ustaya yardım yapılıyor.
İlk tabakhane (Debbağhane) de böyle kuruluyor. Büyük bir deri fabrikası
kuruluyor. Çayırda bulunan Beykoz kışlaları da çarık dikimhanesi olarak
çalışıyor. Tabakhanede deriler yapılıyor, kışlada da deriler dikiliyor.
1900'lerin başlarında Türkiye Sanayi ve Maadin bankası (Atatürk döneminde
1925-1932 yıllarında etkinlik gösteren devlet bankası) kuruluyor, bu teşkilatı
alıyor. Almanlarla bir anlaşma yapıp bugünkü tarihi kundura binalarını
yapıyor. Türbün kurup cereyan üretiyor. Tabakhaneye çok su lazım olduğu
için Akbaba ve Dereseki derelerine el koyuyor, top sahasının karşısına
bir bent yapılıyor. Buradan çeşitli bentlerle eski işçi evlerinin orada
bir gölet kuruluyor. Biriken sular tabakhanede deri üretiminde kullanılıyor.
Su gölette azaldığında hemen jandarma gelip bahçelere giden suyu keser,
kimseye sulatmazdı. Sonra su sıkıntısı daha çok büyüdü, bu sefer fabrika
onçeşmelerin suyunu almaya teşebbüs etti. O zaman Beykoz'da elektrik yok,
sokaklarda gaz lambaları yanıyor. Yıl yaklaşık 1930'lar. Kaymakam suyun
karşılığında fabrikadan elektrik istiyor. Yollara direkler dikiliyor ve
lamba konuyor. İlk defa Beykoz elektriği böyle görmüş oluyor. Fabrika
onçeşmelere motor koydu, akan suyun tamamını deri farikasına aldı. Bu
suyla deri işlenmeye başladı. Böylece dereler de bize kaldı. Sonra Sümerbank
kuruldu, fabrikayı aldı, büyüdü, zaman geldi 2000 - 2500 çalışanı oldu.
Daha evvel 1938 de işçinin ne yemekhanesi var, ne yemeği var, ne sosyal hakkı var. Biz fabrikaya girdiğimiz zaman herkes sefer tası ile yemek getirir, ekmek getirirdi. Yiyecek yerimiz dahi yok, çadır altlarında dam altlarında öğleyin yemek yerdik. İşçiler sonra bir kooperatif kurdular aralarında, tüketim kooperatifi. Hatta para yerine geçen fiş bastırdılar. Herkes maaşının yarısı kadar fiş alırdı muhasebeden, maaşından kesilirdi. O fiş orada geçerdi. Kantin bakkaliye gibi olmaya, çay ekmek satmaya başladı. Sonra bu kantin yemek vermeye başladı. 1940 yılında öğlenleri on kuruşa bir çorba bir yemek verirdi. Yazılanlara yemek çıkmaya başladı. 1941 yılında yemek yedirme mecburiyeti çıktı. Odunlu ocaklar yapıldı, kazanlar alındı. Çuvalla patates gelir şöyle bir yıkayıp, soymadan, ayıklamadan yallah kazana. Bizde meşhurdur, kabuklu patates yediğiniz günleri unutmayın derdik. Fasulye gelir taşıyla toprağıyla, pirinç de öyle. Birkaç sene de böyle gitti. Ama sonraları çok güzel oldu, modern yemekhaneler yapıldı. O zamana kadar büyük sıkıntılar yaşadık. Fabrikaya
gidiş için servis önceleri hiç yoktu. Tahsin amca katır arabasına brandalı
bir şeyler yaptı. Ayda adam başı bir lira alır, yirmibeş kişi taşırdı.
Ayda yirmibeş lira, büyük para o zaman. Sabah bizi fabrikaya götürür,
döner köyde işlerini görür, akşama tekrar bizi almaya gelirdi. Sonra başka
işe başlayınca katır arabası da gitti. Yıllarca yayan gittik, yayan döndük.
1952 yılında memurlar için küçük bir Renault otobüs alındı. Biz müdüriyete
müracaat ettik, "gidiş geliş on kilometre çok zor oluyor. Bizi de
otobüse alın" diyerek. Bize "memur için alınan otobüsü işçilere
veremeyiz" dediler. Bir gün meclis başkanı Refik Koraltan fabrikaya
geldi, müdür ahbabı imiş. Fabrikayı gezerlerken her şeye rağmen atladım
önlerine, bunu acı acı anlattım."Günde on kilometre yol yürüyorum,
ben burada nasıl çalışırım, her fabrikanın servisi var bunlar bize vermiyorlar"
dedim. Döndü müdüre, "niye vermiyorsunuz" dedi. Müdür "Efendim
tahsisat yok" demeye çalıştıysa da "Hayır" dedi meclis
başkanı, "bak ne hale gelmiş adam. Hemen, pazartesi başlat. Ben sanayi
bakanına söylerim, Sümerbank genel müdürüne söylerim, gereken tahsisatı
sağlarım". O renoyu bize verdiler hemen. Bir zaman sonra otobüs küçük
geldi, bizi kamyonla götürmeye başladılar. O kamyon akşama kadar tabakhanenin
leşini çekerdi, akşam da o pislikle bizi taşırdı. Ayakta dururduk, tutunacak
yer dahi yoktu. Her yer pislik içindeydi. Bizden sonra sözleşmelere kondu,
modern otobüsler alındı. Bozhane'ye kadar bütün köylere servis çalıştı.
|
|||||||||||||
| Ayakkabının
"A"sı Beykoz Kundurası
(23 Aralık 2002 Pazartesi günlü AKŞAM gazetesinde Nazım ALPMAN'ın yazısından alınmıştır) |
|||||||||||||
|
|||||||||||||
Ya
benim anılarım ...................... M.
Osman AKBAŞAK |
|||||||||||||
|
|||||||||||||
Beykoz
Deri Kundura Fabrikası ürünleri için yapılan reklam, afiş ve tanıtımlar |
|||||||||||||
|
|||||||||||||
|
|||||||||||||
| Çarkhane
girişi |
Çarkhane
içi |
Çarkhane
içi |
Çarkhane
içi |
||||||||||
| Vapur
iskelesi |
İskene
önü meydan |
Yazlık
sinema |
Kışlık
sinema girişi |
Mescit |
Bahçe
ve havuz |
||||||||
Fabrika
düdüğü |
Giriş
kapısı yolu |
Giriş
kapısı |
Kapı
amiri odası |
Dispanser
(Diş) |
Marangozhane |
||||||||
Teneke
ve cam atöye |
Saya
kesim dairesi |
Mamul
ambarı |
Kalite
güvence müd. |
Dispanser
(Acil) |
Hesap
makinası |
||||||||
Hesap
makinası |
Hesap
makinası |
Torna
tezgah kartı |
Torna
tezgahı |
Atatürk
anıtı |
Dizi
seti (Hatırla sevgili) |
||||||||
| Geçmişin
izlerinin tamamen kaybolmadığını görmenin mutluluğu ve gelecekte tamamen kaybolmaması umutlarımızla . . . |
|||||||||||||